NEDEN?
“...Ve Herkes
için Adalet ya da özgün adıyla ...And Justice for All, Norman
Jewison'ın yönettiği 1979 yapımı filmdir. Başrollerinde Al
Pacino, Jack Warden, John Forsythe ve Lee Strasberg'ın
oynadığı film bir mahkeme, dava filmidir. Jeffrey Tambor, Christine
Lahti, Craig T. Nelson ve Thomas G. Waites filmde
destekleyici rollerde görünürler. Oskar adayı senaryo Valerie
Curtin ve Barry Levinson tarafından yazılmıştır”(Wikipedia).
Herkes savunma hakkına sahiptir. Avukat, bir kişinin savunmasını yapmaya
zorlanabilir mi? Avukat, suçlu olduğunu bildiği birisinin yani müvekkilinin
savunmasını üstlendiğinde savunmasını en etkili şekilde ve sonuna kadar yapmalı
mıdır? Avukat müvekkiline ve davaya inancını kaybettiğinde hiçbir şey olmamış
gibi susmalı ve davada müvekkilini savunmayı sürdürmeli midir ya da vekaletten
ve davadan çekilmeli midir? Müvekkilinin lehine olan delilleri öne çıkarmak
aleyhe olanlara gözünü kapatmalı mıdır? Herkes için adalet mi yoksa ne olursa
olsun davayı kazanmak mı? Yaman sorular, haliyle cevapları da aynı olmayabilir.
Ancak şu bir gerçek ki, savunma hakkı kutsaldır. İyi bir iddianame, iyi bir
savunma ve iyi bir yargılama ile sac ayağı sağlam zemine oturan iyi bir
adaletin ortaya çıkması için şarttır. Herkes için adalet ancak yasa önünde
yargı önünde herkesin eşit haklara sahip olmasıyla mümkündür. Salt savunmanın
güçlü olması da yetmez. Yasalar da adil olmalı, yasalara uyma ve uygulama
iradesi de. Güçlünün adaleti değil adaletin gücü hissedilmelidir.
Yargının sorunları da hâkim ve savcılar için adliyelerde ayrı asansör, ayrı
yemekhane ayrı otopark, kırmızı halılarla değil sav savunma yargı süjelerinin
aralarındaki eşitlik anlayışına sahip olmakla başlar, iletişim ve diyalogla
gelişir ve böylece adalet salt sarayların tabelalarında yazılı olmaktan
kurtulur ve vicdanlara tutunur.
Güzel, izlenmesi, sorgulanması, üzerinde düşünülmesi gereken bir film. Al
Pacino nun oyunculuğu için dahi olsa izlenir.” Instagram’da yapmış olduğum bu
yorumu hukukçuluğuna güvendiğim bir değerli meslektaşım oldukça beğenmiş. Bunun
üzerine yorumu yazıya çevirmeye ve filmi bir kez daha izlemeye karar verdim.
Çocukların ağzından “Herkes için
adalet, özgürlük ve tek bir millet olmayı sağlayan cumhuriyeti temsil eden
Amerika Birleşik Devletleri bayrağına sadakatle bağlı kalacağıma Tanrı’nın
huzurunda yemin ederim” sözleri ile
başlıyor film. 1982 TC Anayasası’nın değiştirilemez 3.maddesine göre “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.
Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al
bayraktır. Milli marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara’dır.” Farklı eyaletlerden, farklı ırklardan, farklı dillerden
oluşan ABD, devasa bir coğrafya üzerinde “tek bir millet olmayı sağlayan
cumhuriyet” . Özgürlük anıtı bulunan bu birleşik ülke hiçbir ülkeyi kendi
özgürlüğünü yaşamaya bırakmıyor bunu da kendisine mutlak hak görüyor. Ancak,
konumuz siyasal bir analiz değil, bu nedenle, bu saptamayla yetinelim.
Avukatlık yeminimiz “Hukuka, ahlaka, mesleğin onuruna ve kurallarına uygun davranacağıma
namusum ve vicdanım üzerine andiçerim.” Şeklindedir. Kısaca ister ABD’de olun, ister Türkiye’de, kutsal sayılan
değerlere bağlılık gösterilmesi isteniyor ve bu istek de bir yemin ritüeli ile kişinin vicdanına, aklına
ve insafına yerleştiriliyor.
Filmin 1979 yapımı olduğunu
göz önüne aldığımızda, adliye girişindeki “Bu binaya girenler, üzerinde
taşıdıklarından dolayı soruşturulabilirler” uyarısı demek ki o dönem için yeterli
oluyormuş. Ülkemizde ve şimdi ise herkes üzerindeki metal aksamlı her şeyi x-ray
cihazlarından geçirmek zorunda. Avukatlar şimdilik anahtarlık, kemer vs.
çıkarmıyorlar, kimlik göstererek ya da cihaza okutarak x-ray den geçerek
adliyeye girebiliyorlar. Güvenlik ihtiyacı bunu gerektiriyor ancak, güvenlik
ise uçaklarda olduğu gibi herkes için güvenlik olmalı, hâkim ya da savcı hiç
kimse bu güvenlik taramasından ayrık olmamalı, öyle değil mi?
Duruşma salonuna girerken
duruşma kurallarına uyulması, çiklet çiğnenmemesi ve bir şey okunmaması
isteniyor filmde. Bizde şu an daha çok cep telefonlarının kapatılması
gerektiğine ilişkin duvara yapıştırılan A4 çıktılarına rastlıyoruz. Koridorda
bile sessiz olunması isteniyor; aksi halde hâkim mübaşir vasıtasıyla yüksek
sesle konuşanları uyarabiliyor. Düzen önemlidir, adaletin ortaya çıkması için
mahkemenin ve duruşmanın düzenini hâkim sağlamalıdır ve herkes bu usule saygı
göstermelidir, öyle değil mi?
Hukuk
sistemlerini Kıt’a Avrupası Hukuku, Dinsel Hukuk ve Anglo-Sakson Hukuku olmak
üzere üç ana kategoriye ayırabiliriz; yine de ülkelerin de iç hukuk sistemi
birbirinden farklılık arz eder. Hatta Anglo-Sakson Hukuk Sistemi içinde yer
alan ABD’nde eyaletler arasında bile yasalar ve uygulama farklılık
göstermektedir. Ancak şunu da biliyoruz ki, etik gibi adalet de tekdir ve
evrenseldir. Konfüçyüs’ün de dediği gibi “Adalet kutup yıldızı gibi
yerinde durur ve geri kalan her şey onun etrafında döner!”, diğer bir ifade ile
dönmelidir, değil mi?
Avukat Arthur, müvekkili lehine
delilleri değerlendirmediği için Hâkim Fleming’e yumruk atıyor, hapse giriyor. Hapisten
çıkışta arkadaşları “üstünü değiştir, kokuyorsun, bu şekilde mahkemeye
gitmen hâkime saygısızlık olur” diyor. “Etik Komitesi herkesi izliyor,
iki avukat bu sebeple Baro’dan atıldı” diyor. Bir avukat arkadaşı “yargıçları
tehdit etmemelisin” diye öğüt veriyor. Yani hâkime ses çıkarmamak, güzel
giyinmek avukatlık mesleğinin bir gereği olarak kanıksanmış durumda. Ülkemizde
de “Avukatlar ve avukat stajyerleri, mesleğe yaraşır bir kılık ve kıyafetle mahkemelerde görev yaparlar.” (TBB Meslek Kuralları m.20). “Avukatlar, duruşmalara, Türkiye Barolar
Birliği’nce şekli saptanmış cübbe ile çıkarlar.” (1136 s.Av.K.m.49; TBB Meslek
Kuralları m.20). “Mesleğe yakışır” çok geniş bir kavram ama anlaşılmaz
değil. Örneğin, kot pantolon, altına spor ayakkabı, üstüne kaban, düzeltilmemiş
saç sakal birbirine karışmış, vestiyere bırakılmamış kaban üstüne cübbe…yakışıyor
mu sizce? ABD de geçen filmde avukat ve savcının
cübbe giymediği ancak hâkimin giydiği görülüyor. Ülkemizde ise savcı da hâkim
de avukat da duruşmada cübbe giymekle yükümlü. Ülkemizde avukatın mesleğe
yakışır kıyafet giymesi ve duruşmada cübbe giymesi yargıca değil mahkemeye ve
mesleğine saygının bir gereğidir. Avukat
Arthur’ un “Hakim Fleming keyfi karar veriyor” şeklindeki serzenişi kimsenin
umurunda olmuyor.
Müvekkilinin umurunda değil, avukatı nerede idi, hapiste
mi, çıktı mı, bir şeye ihtiyacı var mı. Ama kendisinin her ihtiyacı olduğunda
avukatını yanında istiyor. Trafik kazası yapan müvekkili “ben senin ilk
müvekkilindim, biliyorsun, bu sürücüye idam eczası verdirt” diyor. Avukat
Arthur, trafik kazasına karışan diğer sürücüye “iyi görünmüyorsun, seni
hastaneye götüreyim” diyor. “Bir avukat müvekkilinin çıkarlarını
korumalı ama diğer tarafın da hukukunu gözetmelidir” anlayışının güzel bir
örneği.
Yargıç Rayford ilginç bir yargıç tiplemesi. Yargı
sistemindeki adaletsizlikleri görüp de görmekten kaçan bu haliyle mutlu
olacağını düşünen, ancak bunu da başaramayan, yalnızlıktan kurtulamayan sevimli
biri. Av. Arthur u davet ettiği
helikopter yolculuğu hayatını pamuk ipliğine bağladığını gösteriyor aslında. Duruşma
salonunda sükuneti sağlayabilmek için havaya ateş eden, kahvaltısını yüksekçe
binanın pencere kenarına ayaklarını uzatarak yapan biri. “Hayatın anlamı yok”
diyor. Silahını gösterip “ kanun farklı, nizam farklı” diyebiliyor. İntihar
eğilimli bir yargıç olduğunu Av. Arthur biliyor. Kısaca, avukatları kontrol
altında tutmak için ve Baro dan uzaklaştırmak için harekete geçen bir Etik
Kurulu var; ancak yargıç ve savcılar için harekete geçen bir kurul yok. Ülkemizde
istenilen kararı vermeyeceği anlaşılan yargıçların nasıl ordan oraya sürüldüğünü hepimiz
biliyoruz.
Siyahi ve peruklu bir travesti mahkûmun peruğunun
çıkarılmasına karşı hassas olan Av. Arthur dışında ne hâkim ne polis ne
gardiyan kimse bu hassasiyeti göstermiyor. Siyahi mahkum suçlu olmadığını
biliyor ama suçlu olmadığının kanıtlanmasının kolay olmadığını da,. Av. Arthur,
müvekkiline “bana gerçeği söyle ya da başka bir avukat bul” diyor.
Müvekkilin avukatına gerçekleri olduğu gibi açıklaması avukatın daha iyi bir
savunma yapabilmesi için önemli; ancak, müvekkil gerçekleri olduğu gibi
söylerse ve bu aleyhine ise avukatının güçlü bir savunma yapmayacağı, hatta
kendisini bırakacağı endişesi taşıyabiliyor, bu nedenle müvekkilin avukatına
bildiği gerçeklerin ne kadarını anlattığı, anlattıklarını da ne şekilde
anlattığı ayrı bir araştırma konusu olabilir. Müvekkili “her yirmi dakikada
bir zenci yakalıyorlar” diyor avukatına. Belirli kesimlere karşı ön yargılı
ve saldırgan tutum maalesef ülkemizde de yok değil.
Yargıç Rayford da, Av.Arthur ile yatan Etik Kurulu üyesi
kadın avukat da Yargıç Flemingin tecavüz davasını alması için Av. Arthur’ u
ikna etmeye çalışıyorlar. Rayford, bu davayı almaz ise Barodan atılabileceğini
söylüyor. Aynı şeyi Etik Kurul üyesi kız arkadaşı da söylüyor “sen ilkeleri
olan, ahlaklı bir avukatsın. Eğer davayı almazsan Baro’dan attırırlar”
diyor. Herkes el birliği ile Av. Arthur un Fleming Davasını almasını istiyor.
Çünkü Fleming tecavüz ve darp gibi çok ciddi bir savunmayı ancak, namuslu,
dürüst bir avukatın üstlenmesi halinde ancak aklanabileceğini, aksi halde hep
bir şaibe kalacağını biliyor. Av.Arhur’ın bir müvekkilinin dosyasının yeniden
ele alınmasına yönelik talebine karşılık “siz benden talepte bulunacak
durumda değilsiniz, ancak durum gereği bir istisna yapılabilir” diyor.
Kısaca Yargıç, her şeyin kendisinin elinde olduğunu ima ederek davasını alması
için örtülü bir şantaj yapıyor kendisine yumruk atmış olan Av. Arhur’a.
Adaletin kılıcı kendisine yöneldiğinde bundan kurtulmak için her yolu mübah
görüyor, yargıca duyulan saygı ve güvenin de ardına sığınarak. Yargıç güvencesi
yargıcın yargıcının adalete erişim için yasayı uygularken ve vicdani karar
verirken özgür olmasıdır yoksa, yargıcın işlemiş olduğu suçlara karşı bir
kalkan değil.
Haksız yere tutuklanmak bir yana haklı ya da haksız yere
tutuklanmış olsan da mahkumların sözlü ve fiili saldırısına hatta tecavüzüne uğramak…devletin
elinin altında çaresiz ve kendisinin korumasına muhtaç insanları koruyamaması
ayrı bir facia. Av. Arthur’a “Ben kavga etmeyi bilmem, beni döven
mahkumlardan kurtulmak için kendimi hücreye kapattırdım” diyen müvekkili defalarca tecavüze uğruyor ve çareyi
gardiyanların silahını kapıp onları rehin almakta buluyor. Ama bunun çare
olmadığını avukatı biliyor, müvekkilini korumak istiyor, koruyamıyor,
kurtaramıyor ve müvekkili gözünün önünde ateş edilerek öldürülüyor. Ölüm ne
kadar kolay, hayat ne kadar ucuz. Oysa
öldürülen müvekkilinin o andaki tek isteği kendisine ait -korunaklı-özel bir
alan.
Özellikle ceza davalarında yanlış avukata tevkil vermenin
de ölümlü sonuçları olabiliyor. Şartlı tahliye olabilecek iken tevkil veren
avukatın sözlerine dikkat etmeyen ve bunları mahkemede söylemeyen avukat,
müvekkilin haksız yere ceza almasına ve bu duruma dayanamayan müvekkilin
ölümüne neden olabiliyor. Avukatlık, ne kadar çok dikkat ve özen gösterilmesi,
ne kadar çok emek verilmesi gereken bir meslek. Bu sorumluluk altında yapılan
bazı hatalar avukatların psikolojik rahatsızlık geçirmelerine de neden
olabiliyor. Av.Joy’ un davranışlarından farklılık karşısında Baro Etik Kurulu
çözüm üretmek yerine “müvekkillerine yeterli hizmeti vermemesi” iddiasıyla
soruşturma başlatıyor. Evet, savunma avukatları müvekkillerin durumu ne olursa
olsun etkilenmemeli diyoruz ama sonuçta avukat da bir insan, etkilenebiliyor.
Yargıç Fleming kendi davası için avukatı Arthur’a “sen
merak etme, alt yapıyı oluşturuyorum” diyor. Av.Arthur kendisinin yok
sayılmasına içerliyor. Bir tecavüz suçlusu olarak kendisinin aklanması için her
türlü “alt yapı” çalışmasına girişen Yargıç Fleming “silahlı soygun
yapan birini asmalıyız” diyor, “bırak, suçlular kendi cehennemini
yaşasın” diyor, “onların ıslah olma düşüncesi saçmalık” diyor. Bu
şekilde düşünen insan yargıçlık yapabiliyor, üstelik tüm bunları doğal sayıyor
ve o durumda dahi herkesten saygı bekliyor. İflah olmaz bir kibir örneği.
Sana çok şey borçluyum diyen bir müvekkilinin Yargıç
Fleming’i grup sex alemi yaparken eli kırbaçlı gösteren fotoğrafları
ulaştırması ile Av.Arthur, Fleming in davacı
mağdur kadına tecavüz ettiğini anlıyor. Bu arada Baro Etik Kurulu üyesi avukat
sevgilisi ile aralarında geçen şu diyalog ilginç. “O yaptı bunu, iğrenç
herif”. “O halde tamam, davayı bırak”. “Bırakamam, çünkü elinde
kırbaç olan adam bana şantaj yapıyor”.
“Uzun zaman önce bir müvekkilin güvenine ihanet ettim”. “Tüm becerini kullanacağına yemin ettin,
yapamayacaksan işi bırak”. Yalan
testi mahkemede delil olmasa da salt kendisi için bunu isteyen Av.Arthur, testin
sonucuna göre Fleming şikayetçi davacı
kadına tecavüz etmemiş görünüyor. Fleming e bunu soruyor, “benim
yerime başkaları halletti” diyor. Av.Arthur, o saatten sonra Yargıç
Fleming’in savunmasından çekilmiyor.
İleri derecede ayzaymer hastası olan büyükbabasını da
arada ziyaret etmeyi ihmal atmeyen Av.Arthur, büyükbabasının arkadaşına “Onun
sayesinde okula gittim, beni avukat yapan o. Ona göre avukatlık dünyanın en
güzel mesleği”. Burada hukuk ile uğraşanların çoğunlukla kalabalıklar içinde
olmalarına karşın hep bir yalnızlık içinde olduklarını da görüyoruz filmde. En iyi
savunmayı yapsalar da, müvekkillerini kurtarmak için çalışsalar da her anları
yoğun ve koşturmaca içinde geçse de bir yanları hep yalnız.
Filmin ve filmdeki davanın en can alıcı sözlerinin ve
diyaloglarının geçtiği kısım son bölüm yani karar duruşması. “Ben Av.Arthur
Kirkland. Sanık bir hakim, yani adaletin simgesi. Burada yapılması gereken
adaletin yerini bulmasıdır. Adalet gerçeği ortaya çıkartmakla sağlanır. Üzücü
bir gerçek, bu kız tecavüze uğramış ve dövülmüştür. Diğer gerçek, iddia
makamının elinde bir tanık delili dahi yoktur. Tek somut delil dahi ortaya
konulamamıştır”. (Bu arada, avukatın yalan makinası delilinden bahsetmesi
üzerine iddia makamı, itiraz etmiş ve geçersiz bir delil olduğunu ileri
sürmüştür. Yargıç Rayford da benzer tepki vermiş aynı kanaatte olduğunu
göstermiştir.) Av. Arthur savunmasına devam eder: “Adalet nedir? adaletin
amacı nedir? Ve kendisi sorusunun yanıtını verir: “Adaletin amacı, suçlu
olanların suçluluğunun ispatlanması, suçsuz olanların serbest bırakılmasıdır.
Savunma avukatının görevi bireylerin haklarını korumaktır.Bir diğer görevi de
yasaların uygulanmasını sağlamaktır. Herkes için adalet! Yalnız burada bir
sorun var.İki taraf da kazanmak istiyor.Hepimiz kazanmak isteriz.Gerçeği
umursamadan kazanmak isteriz.Adalete bakmaksızın kazanmak isteriz.Kimin masum,
kimin suçlu olduğuna bakmaksızın
kazanmak herşeydir. Bugün burada olması gereken temel unsurlar göz ardı
ediliyor”. “İddia makamı, iddiasını bize kanıtlamak zorunda.Ancak, elle
tutulur bir delilleri yok, bir tanıkları yok, yalnızca mağdurum verdiği ifade
var”. “Müvekkilimin suçsuzluğunu kanıtlayacak belgeler var. Müvekkilin
karakteri ortada. Washington’dan bile kendisine referans olan insanlar var.
Yalan testi var”.
Filmin en can alıcı kısmı burası. İddia makamının elinde bir
delil yok, dolayısıyla salt kamuoyunun gözünde bakın işte yargılama oldu, ama sanık
jüri tarafından suçsuz bulundu, aklandı denecekti. Dürüstlüğü ile bilinen Av.
Arthur Kirkant savundu, demek ki müvekkili de dürüsttü denecek. Yargıç
aklanacak, avukat paklanacaktı. İddia makamına zaten kimse bakmayacaktı. Mağdur
yediği dayaklar ve uğradığı tecavüzle kalacak, bir mahkeme dosyası mahkemenin
tozlu rafları arasında yerini alacaktı. Film böyle de bitebilirdi, iki saati
aşkın bir hukuk filmi olarak ve muhtemelen oyuncuların performansı ile
konuşulurdu.
Neden Sorusu?
Savunmasının sonuna doğru Sanık Yargıç Fleming’in avukatı Arthur Kirkard
(başarılı oyunculuk performansıyla Al Pacino) , canını sıkan, bu düşünceden
kurtulamadığı, kafasını kurcalayan şeyin neden sorusu olduğunu açıklar: “Bu kız
neden yalan söylesin? Yalan söylemekten amacı ne?”. “Eğer müvekkilim masumsa
mağdur yalan söylüyor. Neden? Bu bir şantaj mı? Hayır. Kıskançlık mı? Hayır.
Dün neden sorusunu çözdüm. Mağdurun bir amacı yoktu. Neden biliyor musunuz?
Çünkü yalan söylemiyordu”.
Mağdur yalan söylemiyor ise mutlaka yalan söyleyen
birileri vardı. Bunu iddia makamı söyleyemiyor, avukat söyleyemiyor, mağdur zaten
mağdur durumda derdini anlatamıyor, yargıç maalesef, tiyatronun bir parçası,
bir an önce ve güçlünün istediği ve beklediği şekilde son sözlerini söylemek ve
jürinin muhtemel oyuna göre kararını yazdırmak için sabırsızlanıyordu. Av.Arthur
bir anda avukat olmanın müvekkilini savunmanın ötesine geçerek adaletin gerçekleşmesi
için iddia makamının yapması gereken rolü üstlenerek: “İddia makamı bugün bu
adamı – Yargıç Felling’i- cezalandıramayacak, çünkü, cezasını ben keseceğim.
Benim müvekkilim Saygıdeğer Yargıç Henry T.Fleming derhal o lanet olası
cezaevine atılmalıdır.Bu herif suçludur.Bu pislik herif serbest kalırsa
adaletin terazisi bozuk demektir”. (Bu arada, kuralları çiğnediği uyarısını
yapan Yargıç Rayford’a asıl kendisinin
kuralları çiğnediğini, herkesin usule aykırı davrandığını, herşeyin ve herkesin
çivisinin çıktığını bağırarak söylüyordu, görevlilerce mahkeme salonundan
dışarı çıkarılırken). Evet, bir film izleyicisi bir avukat olarak bu film ile
ilgili yanıt ve değerlendirme bekleyen sorularımı üstte ikinci paragrafta
yazmış olduğumu hatırlatarak bu film değerlendirme yazısını noktalayayım ben
de.
24.01.2026
Av.Arb.İhsan BERKHAN, LLM
0 Yorum