BARIŞIN GÜCÜ
Genelde
tarla, takım yüzünden olmuyordu kavgalar…Yanlış anlamalar, yanlış anlatmalar,
küçük şeyleri büyütmeler, büyüklenmeler, şarhoşluklar, dolduruşa
gelmeler…kısaca fındık kabuğunu doldurmayan önemsiz şeylerden başlıyordu
tartışmalar…ama kolay kolay mahkemeye intikal etmiyordu. Düğünde kahvehane de
kavgalar, dövüşler, kama dürtmeler, bıçaklamalar olsa da ölümle sonuçlanmamış
ise önemsenmiyordu, doğal karşılanıyordu. Ama hiçbir husumet de uzun süre
oluruna bırakılmazdı, aile büyükleri, köyün büyükleri “barışın” diye emir
verince, uymamazlık olmaz, barışılırdı.
İsa ile
Musa iki komşu olmanın ötesinde iki iyi arkadaş, iki dosttu. Birbirleri için
kavgaya girmekten geri durmaz, yeri gelir ise birbirlerine canları dahi
verirlerdi. İkisi de evliydi ve küçük çocukları vardı. Kim derdi ki bu iki can
ciğer arkadaş bir gün gelecek de birbirleriyle kavga edecekler, ki deseler de
kimse inanmazdı. 1945 yılıydı, bir gün köyün kahvehanesinde oturmuş oyun
oynarken bu gençler arasında nedeni bilinmeyen bir sebepten başlayan sözlü
atışmalar, münakaşaya , münakaşa kavgaya dönüştü. Çektiler kamalarını ve
saldırdılar birbirlerine, kimselerin gücü yetmedi ayırmaya. İkisi de ağır
darbeler aldı, kanlar içinde yere yığıldılar. Orada bulunanlar bir an için
ikisini de öldü sandılar. Eğildiler, baktılar , biri nefes alıyor, diğeri
almıyordu. İkisi de öleydi sorun yoktu, biri ölüp diğeri sağ kaldığı için
kıyamet koptu...
İkisi de
bir anda hayattan koptu, biri mezara, diğeri hapse girdi. Öldürenin ailesi
,yakın ve uzak akrabaları için ölenin ailesi ve akrabaları için de sıkıntılı
bir dönem başladı. Ölenin akrabaları tarafından saldırıya uğramasınlar diye
öldürenin ailesi derhal göz önünden kaçırıldı. Öldürenin çok uzak akrabaları
bile ölüye saygı gereği ölenin ailesine ve akrabalarına görünmemeye dikkat
etti., çünkü bu uyulması gereken önemli bir adetti. Çocuklar nedenini tam
kavrayamasalar bile kimlerden ve nerelerden uzak durması gerektiği aileleri ve
akrabaları tarafından sıklıkla hatırlatılırdı. Öldürenin akrabaları çocuk bile
olsa ölenin akrabalarının gelebileceği bir düğünde düğünü uzaktan
izleyebilirlerdi ancak.
Elbistan İlçesindeki cezaevinde beş yıl
hapis yatan İsa, Başbakan Adnan Menderes döneminde çıkarılan genel af ile
serbest kaldı .Serbest kalsa ne yazar, hayatı şimdi içeride olduğundan daha
fazla tehlike altındaydı. Mahkeme hükmünü vermiş, cezaevine girmiş ama cezası
affa uğramıştı. Ama toplumun, köyün ve özellikle ölenin ailesi ve akrabalarının
gözünde devletin getirdiği affın bir kıymeti yoktu. Öldürmek suçtu ve suçlu
cezasını mutlaka çekmeliydi. Ölenin ailesi tarafından affedilmek dışında
öldürenin köye dönme ve yaşama şansı yoktu. İsa bu yüzden dağlarda yaşadı bir
süre. 1950 Affının üzerinden bir buçuk yıl geçmişti. Bu böyle olmazdı, bir
çözüm bulunmalıydı.
Uzunyayla(Yukarıhüyük)’
dan, Sivas’tan, Gücük ten, Anavarza dan hatırı sayılır Çeçen büyükleri
toplandı. Bunlara çevre Çerkes köylerinin büyükleri de katıldı. Büyük bir Barış
Gücü oluşturdular. O kadar büyük bir güç idi ki bu , yaklaşık beş yüz hanelik Çardak
Kasabasında ( Göksun/K.Maraş) bu gelen misafirlerin konuk edilmediği bir tek
aile bile kalmamıştı. Barış görüşmeleri üç gündür sürüyordu. Üçüncü günün
sonunda Barış Gücünün isteği ile İsa’ ya kefen giydirdiler ve Musa’ nın
ailesine gönderdiler. Musa’nın ailesine “Öldüreni ya öldürün ya affedin”
dediler.
Kolay
bir karar değildi. Herkes kararın ne olduğunu merak ediyor, toplanmış yüzlerce
kişiden çıt çıkmıyordu. Bir süre sonra öldürülen gencin aile büyükleri açıklama
yaptı : “ biz kararımızı verdik, İsa’ yı affetttik ve husumeti ortadan
kaldırdık” dediler.
Bunun
üzerine büyük bir sevinç yaşandı… Üzerindeki beyaz kefeni çıkartırken Musa’ nın
akrabaları , İsa’ ya : “Bir kardeş kaybetti isek de bir kardeş kazandık, artık
sen de bizim kardeşimizsin” dediler. Herkes birbirine sarıldı, tokalaştı,
ağlaştı… Toplumun Barış Gücü, barışı getirerek hedefine ulaştı.
Anlatan: Hilmi ÜNAL ( 08.01.2017,Ankara)
Öyküleştiren : İhsan BERKHAN (
09.01.2017, İstanbul)
0 Yorum