YA BİR YERDESİNDİR YA DA
DEĞİLSİNDİR
Kızılay - O.S.B Törekent metrosu.
Karşımda oturan bir genç kadın Cengiz
Aytmatov un Bir Ömür Asra Bedel adlı kitabını okuyor. Ayakta duran bir genç
kadının elinde doğa dostu bir poşet var, poşetin içinde ise plastik bir
çerçeve. Hemen sağımda orta yaşlı bir kadın oturuyor, başı kapalı, elinde daha
doğrusu parmağında bir küçük dijital alet var ağır ağır ama sürekli ona
basıyor, bastıkça sayı artıyor, 30...31...32....33. Bu zikirmatik olmalı.
Solumda bir genç adam cep telefonuna bakıyor, benim de gözüm telefon ekranına
kayıyor, iskambil oyunu . Teknoloji sen
ne güzel şeysin, isteyene sayıları akılda tutmadan metroda bile ibadet yaptırıyorsun ya da kahvehaneye
gitmeden kağıt dağıtma zahmetine gerek kalmadan iskambil oynatıyorsun.Çok
sayıda kişi ellerindeki telefondan kendi dünyalarına çoktan akmışlar. Elinde
Aytmatov un kitabı olan da kitabı bıraktı cep telefonunu çıkardı çantasından.
Orta yaşlı bir kadın, Elinde sahte markalı bir çanta , başında kahverengi
türban, dayamış kafasını duvara, uyuyor, çok yorgun olmalı.
Karşı çaprazda genç bir kız almış
koca bordo valizini önüne, koymuş üstüne kapüşonlu kabanını, başını dayamış kabanına uyuyor. Uykusunu
alamamış yarı uykulu insanlar...Sanırım ben de Fatih durağında inmeliyim Sincan
a gitmek için, sorduğum kadın öyle söylemişti. Şu an Eryaman durağındayız.
Biraz boşaldı sanki tren.
Hilmi eniştemin cenaze töreninde
bulunmak için geldim İstanbul dan Ankara ya. Törenden sonra tekrar döneceğim
İstanbul a. Tabi aynı metro aktarmalarını yapıp 16.00 dan önce AŞTİ de
olmalıyım. Hafta sonu bilirkişi eğitmeni olarak görevim var. Aynı gün otobüsle
geliş gidiş zor olacak biliyorum. Bu arada gelecek istasyon "Harikalar
Diyarı" ymış, ilginç bir isim olmuş. Ablamın vefatından 6 yıl sonra
eniştemiz de rahmetli oldu. Ablamın mezarı Çardak ta, eniştem Cimşit
mezarlığında yatacak. Çocukları öyle uygun gördüler sanırım.
Fatih de indim Sincan
minibüslerine bindim, merkez de indim.
Simitçiye Cimşit mezarlığına nasıl gidilir diye sordum hem bilgi verdi
hem de hayır simiti imiş, zorla verdi, hayır diyemedim. Bir pastane aradım kendi kendime söylemiyordum yanımdan geçen
vatandaş burda var çay içebileceğiniz yer dedi. Beraber geldik, esnaf çay
ocağı. Esnaf çay ocağının çayı güzeldi gerçekten. Çorumlu ve hayvan ticareti
ile uğraşan Maraş ı da bilirim çok gittim diyen
vatandaş dedi beyefendi ben size simit alıp geleyim dedi, yapma, etme,
gitme dememe kalmadı , gitmiş üç simit almış gelmiş, dedim hayır simidi mi
hayır dedi , parasını vereyim dedim, olur mu abi yav, bir simidin lafı mı olur
dedi. Nasıl olsa öğle vakti cenaze
namazına daha çok var. Çay içip duruyorum. Sahibi Rize liymiş, çayı çayın
gözünden geliyor yani.Burdan dönüşte direkt AŞTİ ye giden dolmuş olduğunu
öğrendim, iyi oldu. Çay ocağında iki siyah, iki mavi, bir bej, bir kırmızı
renkte, değişik model eski koltuklar,
birbirinden farklı sehpalar, kapağı özel olarak usta tarafından desenli kağıtla
süslenmiş buzdolabı, duvarda doğalgaz
borusuna sıkıştırılmış yapay kırmızı gül
demeti dikkat çekiyor.Duvarda Arapça besmele ve kutsal emanetlere ilişkin ve
kâbe görüntülü çerçeveli resimler var.
Çay 10 TL, oralet 12,50 TL, Nescafe 12.50, Türk kahvesi 30 TL . Asker emeklisi
usta.Beypazarlı Ali Usta. Çay ocağının olduğu yerin duvarında Yunus Emre nin
Bana Seni Gerek Seni şiiri asılı.Çorumlu Alper bey bir işi varmış
Allahaısmarladık diyerek ayrıldı. Ben çayları öderim diye düşünürken siz
misafirsiniz dedi ve onca ısrarıma rağmen çayları ödedi gitti.
Cimşit mezarlığına cuma günleri
ücretsiz servisi vermiş Sincan Belediyesi nin. Servise bindim ben de mezarlığa
gidiyorum. Bu Sincan ı sevmeye başladım ben, çay bedava, simit bedava, otobüs
bedava...Mezarlık ziyareti servisine binenlere bakıyorum her halde otobüsteki
en gençlerden biri benim. Yaşlılık ile
toprak çekim kuvveti arasında doğru orantı var sanırım. Cenaze töreni 12.40 da
. Şu an saat 11.30. Bir kadın bindi biraz önce yoldan "Selamaleyküm,
hayırlı cumalar" dedi, oturabilir miyim diye sorarak bir başka kadının
yanına oturdu.
Bir günde otobüsle Ankara ya
gelmek, mezarlığa ulaşmak, tekrar aynı şekilde aynı gün İstanbul a dönmek kolay
olmayacak gerçekten. Bir sonraki durakta bir amca bindi servise yanıma oturdu
"selamaleyküm" diyerek, "aleykümselam" dedim. Sordu siz de
mi ziyarete geldiniz, açıkladım geliş sebebimi, başsağlığı diledi. 1939 doğumlu
Çorumlu Satılmış ismi. 16 ay önce kalpten ortanca oğlunu kaybetmiş, onun
mezarını ziyaret için gelmiş eşi de serviste önde bir yerde oturmuş. Beş on
dakikalık yolda bir ömrünü özetledi adeta. 11 yaşında babasını , daha önce annesini kaybetmiş. İki
abisi varmış biri onsekiz diğeri yirmi yıl önce vefat etmiş. Bu abileri kendisini başkasının yanına
"hizmetçi dutmuş"lar,
başkasının "davarlarını gütmüş". Çok zorluklar çekmiş. Ölen
oğlu 23 yıl çalışmış çabalamış bir evi olmamış bu yardım etmiş oğluna bir ev almış.
O evde 2 yıl yaşadı oğlum ona seviniyorum diyor Satılmış amca. Diğer iki oğlu
de iyi yerlerden emekli olmuşlar. Biri biraz hayırsızmış ama birinin emekli maaşı 60 bin diğeri 50 bin
miş. Ölen oğlu geride eşini ve iki çocuğunu bırakmış. Mezarlığa ulaştık. Çok
güzel yeri dedi, camisi de içinde. Bu arada kendisi de Murat Karayalçın
sayesinde emekli olmuş. Caminin
karşısında bir geniş misafir alanı var, girdim içeri. "Çaylar
ücretsiz" yazıyor, bir çay istedim görevliden, cam kenarında oturdum,
çayımı yudumlarken cep telefonumda whatsappta kendi sayfama bu notları
yazıyorum.Saat 12.08. İki erkek cenazesi
getirildi cenaze namazı kılınacak alana. Belki daha önce birbirlerini hiç
görmemiş ölülerin namazlarının birlikte kılınması güzel bir şey, zengin fakir
farkı yok, genç yaşlı, yöre farkı yok. Bu güzel. Ama maalesef cenaze törenlerde ve defin işlemleri sırasında
kadınlar hep ikinci planda.
Yarın ve pazar günü eğitimim
olduğu için bugün 16.00 ya almıştım İstanbul a dönüş otobüs biletimi. Bu
nedenle, cenaze namazından sonra defin
işlemleri daha tamamlanmadan mezarlıktan
ayrılmak zorunda kaldım. Bir yaşlı amcaya buradan direkt AŞTİ ye otobüs dolmuş
var mı diye sordum. O da burdan yok ama Sincan merkezden bulursun dedi. Sincan
merkeze dolmuşlar nerden kalkar diye sordum, gelin benimle dedi. Baktım eski
model beyaz bir renoya (Renault) el kaldırdı.
O da durdu. Ben tanıyorlar birbirlerini diye düşündüm.Meğer
tanımıyorlarmış Aziz abimiz (kendisi ben amcalığı kabul ediyorum dedi ) otostop
çekmiş yani. Neyse bindik araca. Bilal Amca 78 yaşında Ayaş'lı, Aziz abi 70 yaşında,
Yozgat lı. Ben arka koltukta bunların tanışmalarını ve hatta dertleşmelerini
izliyorum. İkisi de ölen eşlerinin mezarını ziyaret etmek için gelmişler
mezarlığa. Birinin 3 yıl olmuş eşi öleli diğerinin 4 yıl. Her ikisi de
gelinlerinden ve oğullarından dertli, her ikisi de damatlarına mesafeliler
biraz. O yarım saatlik yol nasıl geçti
anlamadım, Bilal ve Azmi beyler sanırsınız ya çocukluk arkadaşı ya da asker
arkadaşı. Aslında ikisi de değil, kader arkadaşları, benzer sorunları yaşıyor.
Aziz abi dedi avukat bey ben seni AŞTİ ye giden dolmuşlara bindiririm ama gel
istersen çay içelim sohbet edelim dedi, peki dedim o oralet içti ben çay içtim.
Daha meydanda bir yer olduğu için çay da oralet de fiyatlı, 25 er TL. Bana
ödetmek istemedi ama bu sefer ödedim. 13
bin TL emekli maaşından başka hiç bir geliri yok.Ama yine de Allah bin bereket
versin diyor. Baktım muhabbeti de seviyor, geç kalmayayım dedim. Meydandan
geçerken de Sincan yazısının olduğu yerde bir selfie çektim. Telefonumu verdim
İstanbul a gelirsen ya da bir şey sormak istersen yardımcı olmak isterim dedim,
sevindi. Şu an saat 17.30, otobüs İstanbul a doğru seyahat edeli 1,5 saat oldu.
Ablamın vefatından sonra pek yüz
yüze görüşme durumum olmamıştı Hilmi Enişte ile. Bayram kutlamaları dışında
telefonla da konuşmamız olmadı. Aslında siz enişte dediğime de bakmayın, biz
abimizden farklı görmedik kendisini, Hilmi Abi derdik hep. Ekonomik olarak
zorlu dönemleri de oldu rahat ettiği dönemler de. O da bize hep abi gibi oldu.
Ancak, doğanın kanunu mu öyle bilemiyorum, abla gidince, anne gidince, eş
gidince... bağlar da çözülüyor biraz sanki.
Atatürk ve Cumhuriyet sevdalısı bir Çeçen idi nur içinde yatsın. Aslında
bu yoğunlukta cenaze törenine katılmam çok zor idi ama şansımı zorladım biraz,
bunda da onun yıllar önce söylemiş olduğu bir söz etkili oldu. Yani ölüm gibi
düğün gibi önemli günlere katılmamanın mazeretin olamayacağını ifade eden bir
söz: "Ya bir yerdesindir ya da değilsindir". 17.43 Kamil Koç, Ankara
- İstanbul
21.11.2025
İhsan Berkhan