KEMER
Antalya nın güzel ilçesi
Kemer’den yada İstanbul ‘ daki Bozdoğan
Su Kemeri’ nden , ya da Eyüp’e bağlı Kemerburgaz beldesinden bahsetmeyeceğim. Pantolonumuz aşağıya düşmesin
diye takdığımız genellikle demir tokalı ve genellikle meşin olan bağdan
bahsedeceğim ; daha doğrusu bu bağdan tutunarak güvenlik sorununa bağlayacağım
makalemi.
Duruşma bekliyorum Bakırköy
Adliyesi nin altıncı katında, onbirondaki duruşma için onbuçukda buradayım, şu
an saatim onbirellidördü gösteriyor, saat onüçe kadar duruşmaya girmiş olmayı
ümit ediyorum, çünkü iş davası tanıklar dinleniyor, mahkeme salonu zaten dolu
koridordaki sınırlı sayıdaki banklarda, durulma salonu kapısını görecek
mübaşiri duyacak uzaklıkta, cam kenarına ilişmiş, sırtımda cübbe, kolumda evrak
çantam ve sol elimle tuttuğum tablete sağ elimin işaret parmağı ile dokunarak
bu makaleyi yazmaya çalışıyor bu şekilde koridorda volta atmak ya da sağı solu
geleni geçeni süzmek yerine zamanımı daha verimli değerlendirmeye çalışıyorum.
Zamanla değişiyor değerler,
insanın ahlaki ve toplumsal değerlerle “bağ”ı zayıflıyor sanırım. Eskiden, lise
de hatta ortaokulda ödev olarak verilen makalelerimi yazmaya başlarken
genellikle “ insan toplumsal bir varlıktır”
“tümce” sini kurarak giriş yapar,
bireyin toplum içindeki görevlerinden, sorumluluklarından örnekler
vererek konuyu geliştirir ve sorumluluk, duyarlılık, güven, emek, saygı
mesajlarıyla makalemi sonuçlandırırdım.
Neyse ki onikiotuz gibi girdim
duruşmaya, tabi sonrasında fırsatım olmadı , şimdi, saat yirmiki, evdeyim ve
devam ediyorum yazmaya…
Televizyon, internet, cep
telefonu gibi çağımızın en önemli teknolojik buluşları aslında dünyanın öte
yakası ile bu yakasını o kadar yaklaştırdı ki “küresel” leştirmek bir yana
adeta düzleştirdi dünyamızı ama maalesef
bir o kadar da güvensizleştirdi, yalnızlaştırdı, bencilleştirdi ve de
güçsüzleştirdi. Eskiden sadece biri sağ omuzumuzda diğeri sol omuzumuzda duran
, sevap ve günahlarımızı yazan melekler dışında gözetleyenimiz pek olmazdı.
Şimdi her yerde kameralar var , caddelerde, sokaklarda, binalarda, cep
telefonlarımızda bile. Her şeyimiz kayıt altında , nerede ne zaman yemek
yediğimizden tutun arabamıza hangi istasyonda
kaç litre yakıt aldığımıza kadar her şey kredi kartlarıyla, yazar
kasalarıyla, kayıt cihazlarıyla kayıt altında.
Hiç kimsenin evinin kapısı örtmek
dışında kapısına kilit vurmayı aklının ucundan geçirmediği, komşulara,
akrabalara , hatta yoldan geçen
yabancılara dahi kapıyı içerden kilitlemenin ayıp sayıldığı kapalı köy
yaşantısını geride bırakalı çok oldu. Şimdi kapınızı bırakın kapamayı
kilitlemeden uyur ve evinize hırsız girerse neden tedbirsiz davrandığınızı
sorar komşularınız da polis de.Bu nedenle bir kilit yetmez çoğu zaman çift
hatta üç kilitle artırmak isteriz güvenliğimizi bu da yetmezse alarm cihazı
taktırırız. Tatildeyken dahi internet üzerinden izleyebiliriz evimizi
işyerimizi.
Güven bir duygu bir isim olmaktan
çoktan çıktı bir sektör haline geldi. Devletin var olma sebepleri arasında
sayılan güvenlik (sağlık, eğitim,adalet
) artık devletin tekelinde olmaktan çıktı bir iş bir rant kapısı haline
geldi. Alışveriş merkezlerinde ,
sitelerde, iş merkezlerinde güvenlik görevlisi bulundurmak yasayla zorunlu hale
getirildi.
Havaalanına girerken x-ray
cihazından geçerken çantalarımızı ayrıca kemerlerimız başta olmak üzere
üzerimizde metal olan ne varsa çıkarıp banttan geçiriyoruz, hatta bu işlemi
uçağa binene kadar en az iki kez tekrarlıyoruz. Defalarca örnekleri yaşanmadı
mı? Uçağın kaçırılmasından, bombalanmasından haklı olarak korkuyor , pantolonumuzun düşmesi pahasına “ayıp olur” muşu
bir yana bırakıp kemerlerimizi çıkarıyoruz her seferinde.
“DİYARBAKIR’dan İstanbul’a
gidecek THY uçağının yolcusu ağır ceza hakimi H.A., güvenlik kontrolünde X- Ray
cihazından geçtikten sonra tüm yolculara yapıldığı gibi üzeri aranmak istenince
karşı çıktı. Üzerini aratmadan hakim H.A. uçağa binince kriz çıktı. Uçağın
pilotu, tüm yolcuları uçaktan indirince yolcuların tepkisine neden olan hakim
H.A., bu kez aramadan geçerek kriz son buldu.” haberini Google aramasında bulup
okuyunca makaleye uygun düşeceğini
düşünerek “copy” “paste” yaptım. Burada yakaladığım “bağ”lantı ile Adliye’ ye
gelmek istiyorum.
Artık adliyelerde de x-ray cihazı
var, üniformalı ellerinde dedektörleri olan bay bayan güvenlik elemanları var.
Bakırköy adiyesini örnek olarak ele aldığımızda : Hakim ve savcıların ve adliye
personelinin giriş kapısı, otoparkı, asansörleri hatta wc leri bile ayrı ; avukatların ve polislerin ve vatandaşların
giriş kapısı aynı yerden ama x-ray geçişleri ayrı ; polis-avukat aynı yerden
vatandaş ayrı yerden giriyor. ( Sakarya Adliyesi örneğini ele aldığımızda
avukat-hakim-savcı aynı kapıdan giriyor, aynı asansörleri kullanıyor ve aynı
yemekhanede yemek yiyor)
Adliye girişlerinde özellikle
vatandaşların girdiği kapılarda zaman zaman uzun kuyruklar oluşuyor, havaalanlarında olduğu gibi kemer dahil üzerlerindeki tüm metal eşyaların çıkarılması
isteniyor ; bu şekilde adliyeye silah, bomba bıçak vb. alet ve maddelerin girmesine
engel olunmak ve güvenlik sağlamak isteniyor doğal olarak. Ancak bu durum
adliye girişlerinde , adliye bahçesindeki sataşmalara, kavgalara, hatta zaman
zaman bıçak ve silahların çekilmesine engel olamıyor.
Bugün duruşma için adliyeye
girerken manyetik avukatlık kimliğini
okutarak girdiğimiz kısmın iptal edilmiş olması nedeniyle adliyeye tek giriş
seçeneği olan x-ray den geçerek girdim. Güvenlik görevlisi bayan oldukça
saygılı bir üslupla “avukat bey, çantanızı lütfen cihaza koyar mısınız” dedi.
Ben de aynı üslupla “Neden hanımefendi?” diye sordum. Cevaben “Savcılığın
talimatı var” dedi. Bay görevli “avukat bey eğer çantanızı cihaza
bırakmayacaksanız sicil numaranızı deftere yazar mısınız” dedi. Ben de “tabi
ki” dedim ve yazdım ve sordum “Peki dedim, hakim ve savcılar adliyeye girişte
x-ray den geçiyorlar mı? Onlar da çantalarını cihaza koyuyorlar mı?” Güvenlik
görevlisi :”Buradan geçmedikleri için bilmiyorum , isterseniz hakim,savcı
girişinde duran arkadaşlara sorun “dedi. Ben de duruşma çıkışı hakim-savcı ve
personele girişin serbest , çıkışın ise herkese serbest olduğu kapıdan çıkarken
sordum x-ray cihazının başında oturan güvenlik görevlisi memura , “ hakim ve
savcılar koyuyorlar mı çantalarını x-ray cihazına?” , “maalesef koymuyorlar
“dedi görevli.
Şimdi sonuca gelelim. Cinayet,
müessir fiil, tecavüz, uyuşturucu vb. suçlarla ilgili ; alacak, gayrimenkul,
kira, marka vb. mali yönü ağır basan
uyuşmazlıklarla ilgili ; boşanma, nafaka, isim yaş düzeltme gibi şahsi yönlü
davalarla ilgili her gün binlerce
insanın girip çıktığı adliye de kavga dövüş saldırı olabilmektedir, daha da
vahimi bombalama ve terör saldırılarına da maruz kalınabilmektedir. Bu bakımdan
güvenlik tedbirlerini artırmak, güvenliği sıkı tutmak gerekebilir ; bunu bir
yasa adamı bir hukukçu olarak anlayışla karşılıyorum. Sorun şurada. Hangi
gerekçe ile olursa olsun hakimin, savcının, avukatın üstü aranabilir mi?
Avukat, hakim, savcı ( yani yargılamanın üç
cübbelisi) elindeki evrak çantasını x-ray cihazından geçirmek
zorunda mıdır? Havaalanına girerken zorunda mıdır? Adliyeye girerken zorunda
mıdır ?
1136 sayılı Avukatlık Kanununun
Soruşturmaya yetkili Cumhuriyet Savcısı Başlıklı 58 nci maddesinde “Avukatların
avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki
görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı
haklarında soruşturma Adalet Bakanlığının vereceği izin üzerine, suçun
işlendiği Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılır. Avukat yazıhaneleri ve
konutları ancak mahkeme kararı ile ve kararda belirtilen olayla ilgili olarak
Cumhuriyet Savcısı denetiminde ve baro temsilcisinin katılımı ile aranabilir.
Ağır Cezayı gerektiren suçüstü halleri dışında avukatın üzeri aranamaz” hükmü
yer almaktadır.
İstisnai de olsa “hakimi vuran
avukat” , “adliyede kadın katibi rehin alan hakim” vb. olaylara rastlansa da
suçun ve cezanın ne olduğunu bilen, hukuk eğitim ve kültürünü almış insanların
elbette meslekleri dolayısıyla –gerek adliyelerde ve gerekse herhangi yerde-bir
ayrıcalıklarının olması normal görülmelidir. Bu güven bu meslek erbabından
esirgenmemelidir. Yargılama erkinin cüppelileri de hakim olsun, savcı olsun,
avukat olsun bu güveni birbirinden esirgememeli ve araya “güvenlik”
elemanlarını sokmamalıdır. Kırmızı halılar, asansörler, yemekhaneler vb.
farklılıklar derhal düzeltilmeli ; yargı erkinin hem bi bütün olarak hem de
kendi alanlarında bağımsız çalışmasının önündeki tüm engeller kaldırılmalı ama
yargı erki cüppelilerinin hukukçu ortak kimliği çerçevesinde ortak “bağ”ları
güçlendirilmelidir. Diğer taraftan, nasıl ki adliye otoparkına girişte
araçların altına herhangi bir bomba düzeneği yerleştirilip yerleştirilmediğine
bakılıyorsa – aracı kullanandan öte
dışardan insanların da bunu yapması pek ala mümkün olduğundan – aynı şekilde
önleyici güvenlik tedbir kapsamında gerekli ve zorunlu durumlarda sadece
vatandaşlar değil avukat, hakim, savcı
ayrımı yapmadan adliyeye giren herkesin x-ray cihazından geçmesi ve gerekirse
çantalarını da – dışardan birisinin çantaya silah, bıçak, bomba vb. suç
aletlerini koyma ihtimalinin yüksek olduğu durumlarda- cihazdan geçirmesi gerekir.
Ama kusura bakmayın , avukata
farklı, hakim savcıya farklı muameleye bizleri razı edemezsiniz. Hakimlikten
savcılıktan emekli olup ya da ayrılıp avukat olan , ya da avukatlıktan hakim ve
savcılığa geçen pek çok meslektaşımızın olduğunu da hatırlatarak ; öncelikle
birbirimizden başlayarak mesleki saygı ve güveni ve eşitliği tesis ederek ,
hukukçu olmanın getirdiği ve bizlere yüklediği güven ve sorumlulukla ortak
“bağ”larımızı güçlendirerek , yargı erkinin de güçlenmesine , bağımsız ve güçlü
kalmasına katkı sunabiliriz. Vatandaşların kemerlerini çıkarmadan , yargı erki
cüppelilerinin de sadece kimlik kartlarını okutarak –ve gerekirse herkes gibi ayrımsız
x-ray cihazından da geçerek- vatandaşın da adalet bulacağından yargı erki
cüppelilerinin de mesleklerine duyulan güven ve saygıdan emin olarak girdiği
adalet saraylarını yaratmak ve yaşatmak pek ala mümkün. İnsanın toplumsal bir
varlık olduğunu , toplumun genel ve kendine özgü ahlaki ve kültürel değerleri
olduğunu ; adaletin herkes için lazım olduğunu unutmayalım. Adalet dağıtılan
yerlerin , insanların “dizlerin bağının
çözüldüğü “ soğuk duvarlı yapılar değil ,
ağır cezadan tutuklu sanıkların
bile ellerinde bir “bağ” olmadan özgürce savunmasını yapabildiği
saraylar olduğunu bilerek ; adliye girişlerinde vatandaşın pantolun “bağ”ını ,
avukatın çantasını kontrol etmekten daha ziyade Adalet tanrıçası Themis’ in göz
“bağ”ının kapalı olduğundan emin olmanın daha büyük daha kalıcı bir “güven”lik
sağlayacağını da bilelim.
Sıfırsıfırotuz,üçekimikibinonüç
Av.İhsan BERKHAN
03.10.2013