practice

SORULARLA İŞÇİ-İŞVEREN UYUŞMAZLIKLARINDA ZORUNLU ARABULUCULUK

İŞ MAHKEMELERİ KANUNU TASARISI TASLAĞI HAKKINDA
İş mahkemelerinin kuruluş, görev ve yargılama usulleri ile zorunlu arabuluculuğa ilişkin hükümleri düzenlemek amacıyla hazırlanan İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı ve diğer kanunlarda değişiklik yapan tasarıların görüşe açılmış olması nedeniyle tarafımızdan incelenmiş, değerlendirilmiş ; taslak ile ilgili görüş ve önerilerimiz işbu makale ile ilgililerin ve meslektaşlarımızın bilgisine ve dikkatine sunulmuştur.
İhtisaslaşmanın sağlanması amacıyla, gelen işlerin yoğunluğu ve niteliği dikkate alınarak, daireler arasındaki iş dağılımı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenebileceği; bu kararların Resmî Gazete’de yayımlanacağı; bu dairelerin tevzi edilen davalara bakmak zorunda olacağı ; İş mahkemesi kurulmamış olan yerlerde bu mahkemenin görev alanına giren dava ve işlere, o yerdeki asliye hukuk mahkemesince ve bu Kanundaki usul ve esaslara göre bakılacağı da taslakta belirtilmiştir.
KANUNUN GENEL GEREKÇESİ NEDİR?
GENEL GEREKÇE
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının verilerine göre ;
2015 yılı sonu itibariyle 15 milyona yakın işçinin ve 1 milyon 700 bini aşkın işyerinin bulunduğu Ülkemizde, işçi ve işveren arasındaki uyuşmazlıklar, hem çalışma hayatının hem de yargının gündeminde önemli bir yer tutmaktadır.
2015 yılı sonu itibariyle ilk derece mahkemelerindeki 3 milyon 400 bin civarındaki hukuk uyuşmazlığının yaklaşık yüzde 18’i; Yargıtay’daki 750 bin civarındaki hukuk uyuşmazlığının ise yaklaşık yüzde 30’u iş hukukundan kaynaklanmaktadır.
2015 yılı sonu itibariyle faaliyette olan 293 adet iş mahkemesinde 356 iş hâkimi görev yapmakta, 767 asliye hukuk mahkemesi, iş mahkemesi sıfatıyla iş uyuşmazlıklarını çözmektedir.
Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü verilerine göre
İş davalarının yıllık ortalama görülme süresi 2010 yılında 466, 2011 yılında 488, 2012 yılında 483, 2013 yılında 381, 2014 yılında ise 417 gün olarak karşımıza çıkmaktadır.
1950 yılından beri uygulanmakta olan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu bugüne kadar yedi kez değiştirilmiş ve Kanunun yedi maddesi hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından iptal kararı verilmiştir. Ayrıca, İş Mahkemeleri Kanununun 8 inci maddesinde yer alan, tefhim veya tebliğden itibaren sekiz gün içinde kanun yoluna başvurulabileceğine ilişkin hüküm, 2011 yılında kabul edilen ve yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun öngördüğü kanun yoluna başvuruya ilişkin hükümlerle uyumsuzluk arz etmektedir. Bunun gibi, İş Mahkemeleri Kanununun 2 nci maddesiyle kabul edilen toplu mahkeme yaklaşımı, Anayasa Mahkemesince 1970 yılında iptal edildiği halde Kanunun 1 inci maddesinde iş mahkemelerinin görevini toplu olarak yapmasına ilişkin hükümler söz konusudur. Yine, İş Mahkemeleri Kanununun 9 uncu ve 10 uncu maddeleri yürürlükte olmalarına rağmen bu maddelerin uygulamaları kalmamıştır. 5521 sayılı Kanunun 7 nci maddesinde yer alan şifahi yargılama usulü, 6100 sayılı Kanunun 447 nci maddesindeki genel atıf sebebiyle basit yargılama usulüne dönüşmüş bulunmaktadır.
Öte yandan İş Mahkemeleri Kanununun yürürlüğe girdiği 1950 yılından bugüne kadar geçen 66 yılda, iş hayatı çok hızlı bir değişim ve gelişim göstermiştir. Nüfus artmış, iş alanları ve iş yapma şekli değişmiş, teknoloji olağanüstü seviyede gelişmiş, sosyal güvenlik hukukuna ilişkin alan genişlemiş ve işçi ile işveren arasındaki uyuşmazlık çeşit ve sayısı ciddi oranda artış göstermiştir. Bu durum, iş mahkemelerinin yükünü de diğer hukuk mahkemelerine oranla daha fazla artırmıştır.
Bütün bu nedenlerle; iş yargılamasının özelliği, işçi ve işveren arasındaki ilişkinin niteliği, iş mahkemelerinin iş yükü ve iş davalarının ortalama görülme süreleri ile 6100 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınarak 5521 sayılı Kanunun yeniden ele alınması gerekmiştir. Tasarıyla, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu tamamen yürürlükten kaldırılarak, yerine yeni bir İş Mahkemeleri Kanunu getirilmektedir. Tasarı, iş mahkemelerinin kuruluş, görev ve yargılama usulleri ile zorunlu arabuluculuğa ilişkin hükümleri kapsamaktadır. Tasarının 3 üncü maddesiyle, kanundan, bireysel ve toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan işçi alacakları ile işe iade taleplerinde dava açmadan önce arabulucuya başvurma zorunluluğu getirilmektedir.
İş mahkemelerinin görev alanına giren uyuşmazlıkların yapısı, tarafların konuyu müzakere ederek anlaşmaları suretiyle sonuçlandırılmasına uygundur. Bu uyuşmazlıkların, mahkeme dışında alternatif uyuşmazlık çözüm yolları marifetiyle çözülmesinin gerekliliği, özellikle son yıllarda konunun paydaşları ve aktörleri tarafından dile getirilmektedir. Tasarıyla kabul edilen önce arabulucuya başvurma zorunluluğunun, iş uyuşmazlıklarının, kısa süre içinde ve daha az masrafla çözülmesine yardımcı olacağı düşünülmekte ve böylece, adil yargılanma hakkının bir unsuru olan makul sürede yargılanma ilkesinin gereği yerine getirilmektedir. Ayrıca bu yöntemin, uyuşmazlığı temelinden sonlandırması, maddi ya da şekli başka herhangi bir uyuşmazlığın doğmasını engellemek suretiyle sosyal barışa katkı sağlaması öngörülmektedir. Arabuluculuk müzakerelerinin gizli olması dikkate alındığında iki tarafın sırlarını korumaya elverişli bu yöntemde tarafların örselenmeden uyuşmazlığı sona erdirme imkânına sahip olacakları düşünülmektedir.
2012 yılında kabul edilen 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu uyarınca iş uyuşmazlıkları ihtiyari olarak arabulucuya götürülebilmektedir. İki buçuk yıllık uygulama sonunda arabulucuya götürülen toplam hukuk uyuşmazlıklarının yüzde 72’sinin işçi-işveren uyuşmazlığı olduğu ve bunların yüzde 100’e yakın oranda anlaşmayla sonuçlandığı görülmüştür. Arabulucuya giden iş uyuşmazlıklarının yaklaşık yüzde 85’i bir gün veya bir günden daha az süren müzakerelerle sonuçlandırılmıştır.
Anayasa Mahkemesinin 10/07/2013 tarihli ve E. 2012/94 ve K. 2013/89 sayılı kararında da belirtildiği gibi alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri yargının alternatifi olan ve dolayısıyla yargısal sistemin yerine ikame edilmeye çalışılan veya onunla rekabet içinde bulunan bir süreçler bütünü değildir. Tam tersine uyuşmazlıkların çözümü için öngörülen yöntemlere ilave edilmiş tamamlayıcı yöntemler topluluğudur.
Tasarıda öngörülen uyuşmazlıklar bakımından, tarafların mahkemeye dava açmadan önce arabulucuya gitmesi zorunlu olup tarafların serbest iradeleriyle yürütülen arabuluculuk görüşmelerinde anlaşma zorunluluğu bulunmamaktadır. Arabulucuda anlaşılamaması halinde tarafların mahkeme huzurunda haklarını aramaları mümkündür. Bu sebeple mahkemeye dava açmadan önce arabulucuya gidilmesinin zorunlu tutulması, Anayasanın 36 ncı maddesinde düzenlenen hak arama özgürlüğünün ihlali anlamına gelmemektedir.
Tasarıyla işe iade talepleri yönünden de, arabulucuya başvurma zorunluluğu getirildiği için bu talebi düzenleyen 4857 sayılı İş Kanununun 20 ve 21 inci maddelerinde değişiklik yapılması zarureti doğmuştur. Öte yandan 4857 sayılı Kanunun 21 inci maddesinde düzenlenen ve uygulamada “işe başlatmama tazminatı” ile “boşta geçen süre alacağı” olarak nitelenen alacakların ay esaslı değil parasal miktar esaslı belirlenmesine ilişkin düzenleme yapılmaktadır. Böylece işe iade konusunda mahkeme kararıyla hüküm altına alınan bu iki alacağın tahsili amacıyla yeni bir dava açılmasına gerek kalmayacaktır. Bölge adliye mahkemelerinin 20/07/2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamalarına ilişkin Resmi Gazetede yapılan ilan dikkate alınarak 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununda düzenlenen bazı uyuşmazlıklara ilişkin davaların, Yargıtay yerine bölge adliye mahkemesinde kesinleşmesi öngörülmektedir. Son olarak 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun yürürlüğe girdiği günden bugüne kadar uygulamada ortaya çıkan sorunların çözümüne yönelik olarak bazı düzenlemeler de yapılmaktadır.
“Zorunlu Arabuluculuk” bir anlamda arabuluculuk eğitimi almış arabulucular başta olmak üzere arabuluculuk süreci hakkında bilgi ve tecrübe ile donanmış hukukçular ve arabuluculuk konusunda eğitilmiş personel yardımı ile vatandaşların arabuluculuk hakkında bilgilendirildiği bir anlamda “zorunlu eğitim” olarak nitelendirilebilecek bir süreçtir. Dava açılması halinde harcanacak zaman , harç ve masraflar ile genellikle taraflardan birinin kazanıp diğerinin kazandığı , kararın mahkemeye bırakıldığı yargı süreci hakkında da bilgilendirilme yapıldığından başvurucu daha serbest iradesi ile hareket edebilecektir. Arabuluculuk sürecini devam ettirmek veya yargı yoluna başvurmak konusunda alternatif yollar olduğunu ve bu yolları ne şekilde kullanabileceğini de bilerek kendisi için en doğrusuna karar verebildiği durum Anayasa nın 36. Maddesinde düzenlenen hak arama özgürlüğünün ihlali olarak değerlendirilemez. İtalya örneği incelendiğinde “zorunlu arabuluculuk” uygulaması ile mevcut uyuşmazlıkların nerede ise yarıya yakınının arabuluculuk yolu ile çözümlenebildiği ; dolayısıyla arabuluculuğun tarafların özgür iradeleri ile kendilerinin karar verdikleri ve bu yönü ile adalete ve toplumsal barışa katkı olduğu için de bu uygulama anayasaya aykırı olarak nitelendirilemez. “Zorunlu arabuluculuk”, bir “dava şartı “olduğundan bu şart yerine getirilerek yine dava yoluna gidilebilecektir. “Zorunlu arabuluculuk” dava açmak için zorunlu olan “harç” yatırmadan önce bir kez daha düşün demektir vatandaşa.Kısaca, kanunun gerekçesine ve düzenlemeye katılıyorum.

HANGİ UYUŞMAZLIKLAR ZORUNLU ARABULUCULUK KAPSAMINA ALINMIŞTIR?
“Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan İŞÇİ ALACAĞI ile İŞE İADE talebiyle açılacak davalarda, dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurmak ZORUNLUDUR “ ( m.3) ibaresi ile bu tür davalarda dava açılmadan önce Arabuluculuğa müracaat etmiş olmak ve görüşmenin anlaşma ile sonuçlanmamış olması - çünkü anlaşma sağlanması halinde dava yolu kapanmaktadır- DAVA ŞARTI olmaktadır.
Maddenin Gerekçesinde : “Arabulucuya başvurma zorunluluğu Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca dava şartı olarak kabul edilmektedir. Ancak, zorunlu arabuluculuğa tabi iş uyuşmazlıklarında bu dava şartı noksanlığını tespit eden hâkimin, davayı usulden reddetmesi gerektiği; noksanlığı gidermesi için davacıya süre veremeyeceği hükme bağlanmaktadır. Maddenin ikinci fıkrası uyarınca, zorunlu arabuluculuğa tabi iş uyuşmazlıklarında, başvurular karşı tarafın yerleşim yerindeki veya işin yapıldığı yerdeki arabuluculuk bürosuna yapılacaktır. Karşı taraf birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yerindeki arabuluculuk bürosuna yapılan başvuru yeterli sayılacaktır. Arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde başvuruların, adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu tarafından görevlendirilen sulh hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüğüne yapılması gerekmektedir. Ayrıca, aşağıda belirtilen ve büro tarafından yapılması öngörülen işlemler de anılan yazı işleri müdürlüğü tarafından yerine getirilecektir. Maddenin üçüncü fıkrası uyarınca, Arabuluculuk Daire Başkanlığı, sicile kayıtlı arabuluculardan zorunlu arabuluculuk yapmak isteyenleri, varsa uzmanlık alanlarını da belirterek, görev yapmak istedikleri adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonlarına göre listeleyecek ve listeleri ilgili komisyon başkanlıklarına bildirecektir. Arabulucu, bu listeden taraflarca belirlenecek ve arabuluculuk bürosu tarafından görevlendirilecektir.”
“Düzenlemeyle, iş mahkemelerinin görev alanı genişletilerek, 5521 sayılı Kanunda düzenlenen uyuşmazlıklar yanında Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmı Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerinden kaynaklanan işçi ve işveren uyuşmazlıkları da kapsama alınmaktadır. Böylece iş mahkemeleri, işçi ve işveren arasındaki tüm ihtilafları çözmekle görevlendirilerek tam bir özel uzmanlık mahkemesi haline getirilmektedir. Bu yaklaşımla, benzer konularda istikrarlı kararların verilmesi sağlanacak, uzmanlık sebebiyle kısa sürede daha güvenilir bir sonuç elde edilecek ve yargı yoluna başvuranların hakları daha iyi korunacaktır.”

Arabuluculuk Bürosu kurulmayan Adliyelerde aynı işlevi yerine getirmek amacıyla “adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu tarafından görevlendirilen sulh hukuk mahkemesi yazı işleri müdürü” nün görevlendirilecek olması “ arabuluculuk , merkez (büro) kurulmayan illerde/ ilçelerde nasıl uygulanacak? Vb. şekilde sorulan haklı sorulara da bir cevap olmuştur.



DAVA ŞARTINA UYULMAZ İSE NE OLUR?
DAVA ŞARTI yerine getirilmemiş ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 115 inci maddesinin birinci fıkrası ile ikinci fıkrasının birinci cümlesi hükmüne göre ( m.115/1-Mahkeme dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da bu dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilir. M.115/2- Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın USULDEN REDDİNE karar verir…) işlem yapılır.
Dava açmadan önce arabuluculuğa başvuru bir DAVA ŞARTI olarak düzenlendiğine göre bu şartın yerine getirilmemesi halinde davanın usulden reddi doğru bir işlemdir.
BAŞVURU NEREYE YAPILACAK?
Başvuru karşı tarafın, karşı taraf birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yerindeki veya işin yapıldığı yerdeki arabuluculuk bürosuna, arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde ise adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu tarafından görevlendirilen sulh hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüğüne yapılır.
Arabuluculuk Merkezi/Bürosu kurulamayan yerlerde Sulh Hukuk Mahkemesi Yazı İşleri Müdürü nün görevlendirmesi arabuluculuğun ülkenin her adli birimine ( her il ve ilçesinde) arabuluculuğun ulaşması anlamında elbette önemlidir ve önemli bir ihtiyaç bu şekilde bir düzenleme ile çözümlenmiş görünmektedir ancak ; hukukçulara arabulucululuk eğitiminin de hiçbir ilçe açıkta kalmayacak bir titizlikle verilmesi de önemli bir husustur. Hukukçular dışında hiçbir mesleğin arabulucu olamayacağı gibi arabuluculara hasredilen işlemleri de yapamaması gerekir. Ayrıca, her adliyede arabulucuların rahatlıkla bir araya gelebilecekleri, bilgilendirme yapabilecekleri – ve şartları var ise arabuluculuk görüşmesi yapabilecekleri - fiziki koşullar ( personel ve yazı işlerinin bulunduğu odanın dışında toplantı masası da bulunan oda) da sağlanmalıdır.
ARABULUCU LİSTESİNİ KİM OLUŞTURACAK?
ARABULUCULUK DAİRE BAŞKANLIĞI sicile kayıtlı arabuluculardan bu madde uyarınca arabuluculuk yapmak isteyenleri, varsa uzmanlık alanlarını da belirterek, görev yapmak istedikleri adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonlarına göre listeler ve listeleri ilgili komisyon başkanlıklarına bildirir.
Avukatlıktaki uzmanlık ile arabuluculuktaki uzmanlık birbirinden farklı olabileceğinden buradaki “ varsa uzmanlık alanlarını da belirterek” ibaresi muğlak durmaktadır. Bir taraftan istediği uzmanlık alanı , diğer taraftan arabulucu olarak çözümlenmesine katıldığı – uzmanlık alanı- farklılık arzedebilir.Bu sorun şu şekilde çözümlenebilir. İlk yıllarda beyan usulüne göre ( örneğin üç alan belirlemesi arabulucudan istenebilir) ; sonraki yıllarda ise arabuluculuk tutanaklarına göre belirlenebilir.
ARABULUCU KİM TARAFINDAN BELİRLENECEK?
Arabulucu, bu listeden taraflarca belirlenir. Tarafların herhangi bir arabulucu üzerinde anlaşamamaları halinde görevlendirme, arabuluculuk bürosu tarafından yapılır.
“Tarafların herhangi bir arabulucu ( sicile kayıtlı) üzerinde anlaşmaları” ndan sadece tarafların birlikte Arabuluculuk Bürosu na gitmelerini anlamamak gerekir. Başvurucu, başvuru formunu doldururken bir / ya da birden fazla arabulucu ismini de belirtmiş ise bu isimler karşı tarafa/ taraflara iletilmeli ( hangi iletişim yolu ile iletilmesi daha pratik ise) kabul beyanı da arabulucu üzerinde anlaşma konusunda yeterli sayılmalıdır. Ayrıca; karşı taraf/lar arabulucu da anlaşamamış olsalar bile “arabuluculuk” yolu kabul edilmiş ise Arabuluculuk Bürosu tarafından listeye ( ve uzmanlık alanına göre) ve mutlaka sırayla Arabuluculuk Bürosu tarafından yapılmalıdır. Arabuluculuk sürecinin GİZLİ olmasının aksine arabuluculuk görevlendirilme süreci mutlaka ŞEFFAF olmalıdır. Bu şeffaflık kimlere hangi tarihte ve hangi konuda görevlendirme yapılıp yapılmadığının dairenin ilgili web sayfasında güncel olarak yayınlanması ile sağlanabilir.


GÖREVLENDİRME İLE İLGİLİ BİLGİLENDİRMEYE TARAFLARA ARABULUCU MU YAPACAK? NASIL?
Arabulucu her türlü iletişim vasıtasını kullanarak tarafları görevlendirme konusunda bilgilendirir ve ilk toplantıya davet eder.
Teknoloji ve iletişim çağında bilgilendirmenin her türlü iletişim vasıtasıyla yapılması , belli bir şablon öngörülmemesi olumlu ise de yine de arabulucunun bu bilgilendirmeyi belgelendirerek yasada öngörülen süre boyunca muhafaza etmesinde fayda – ve eğer belgelendirmiş ise – zorunluluk bulunmaktadır.
Bilgilendirme arabulucu vasıtasıyla yapılacağına göre ; bilgilendirme sonucu karşı tarafın arabuluculuğu kabul edip etmeyeceği de önceden belli olmadığına göre ; bu bilgilendirme ( bunu bir anlamda avukatlıktaki sözlü ve yazılı danışma işlemine benzetebiliriz) işin cüzi de olsa arabulucuya ödenmek üzere başvurucu dan bir “başvuru ücreti” alınmalıdır”. İhtiyari ya da zorunlu arabuluculuk olup olmamasına bakılmaksızın başvurucu bu bilgilendirmenin maliyetini karşılamalıdır. Arabulucu, salt mesleğin gelişmesi için zamanını, parasını parcayan “gönüllü” durumuna getirilmemelidir. Kimi ülkelerde de benzer şekilde Merkeze/Büroya başvuru için ücret alındığını biliyoruz.

BAŞVURUYU SONUÇLANDIRMA SÜRESİ NEDİR? ARABULUCU BU AŞAMADA NELER YAPMALIDIR?
Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren üç hafta içinde sonuçlandırır. Bu süre zorunlu hallerde arabulucu tarafından en fazla bir hafta uzatılabilir. Arabuluculuk müzakereleri sonucunda son tutanağı düzenler, görüşmelerin tamamlandığını arabuluculuk bürosuna derhal bildirir ve son tutanağın bir örneğini gönderir.
Taraflar açıkça yani yazılı olarak aksine bir karar almadıkça gizli olan ve arabulucu dahil görüşmelere katılan herkesi bağlayan bir süreç sonucunda ortaya çıkan arabuluculuk belgesinin bir örneğinin Arabuluculuk Bürosu na bildirilmesi arabulucu açısından pratik ve posta masrafı gerektirmeyen bir durum ise de gizliliğin sürdürülebilmesi açısından belli zaafları da içinde barındırmaktadır. Bu nedenle ; arabulucunun aylık/ üç aylık dilimler sonunda tutanak örneklerini şimdi olduğu gibi doğrudan/ posta /kargo yolu ile Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Daire Başkanlığı’ na göndermelerinin – bu ihtimalin de gizlilik konusunda tam bir güvence sağlamamasına rağmen- daha tercih dilebilir olduğu gözetilerek bu düzenleme gözden geçirilmelidir.
Üç haftalık + 1 haftalık süreçte arabuluculuğun sonuçlandırılması düzenlemesi yerindedir.
TARAFLARIN ARABULUCU HUZURUNDA ANLAŞMALARI HALİNDE ARABULUCULUK ÜCRETİ NE ŞEKİLDE VE KİMLER TARAFINDAN ÖDENİR ?
Tarafların arabulucu huzurunda anlaşmaları halinde, arabuluculuk ücreti, Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesinin İkinci Kısmına göre aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde karşılanır. Bu durumda ücret, Tarifenin Birinci Kısmında belirlenen iki saatlik ücret miktarından az olamaz.
ANLAŞAMAZLAR İSE ARABULUCULUK ÜCRETİ NE ŞEKİLDE VE KİMLER TARAFINDAN ÖDENİR?
Tarafların arabulucu huzurunda anlaşamaması halinde ise, arabuluculuk görüşmelerinin ilk iki saatlik bölümü Hazineden, iki saati aşan kısmı ise aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde, Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesinin Birinci Kısmına göre karşılanır.
Tarafların anlaşmalarına rağmen ( ilerde icra edilebilirlik şerhi almayı gerektiren bir durumun olmadığı / ileriye yönelik parasal bir edimin /cezai şartın öngörülmediği …vb.durumlarda ) daha az arabuluculuk ücreti ödemek için anlaşamadıklarını söylemeleri düşük de olsa ihtimal dahilindedir. Böyle bir ihtimal bile düzenlemenin yerindeliğini etkileyen bir önemli faktör olmayacaktır.
TARİFEYE GÖRE İŞÇİ- İŞVEREN UYUŞMAZLIKLARINDA ARABULUCUYA ÖDENECEK ÜCRET NEDİR?
Konusu para olmayan veya para ile değerlendirilemeyen hukuki uyuşmazlıkların arabuluculuk yolu ile çözüme kavuşturulmasının sağlanmasında arabulucuya ödenen ücret Arabuluculuk Ücret Tarifesi’ nde 1.KISIM’ da; Örneğin, İşçi-işveren uyuşmazlıklarında ilk üç saate kadar taraf başına bir saat 120 TL ; üç saatten sonraki her saat için taraf başına 90 TL ; uyuşmazlığın üç veya daha fazla tarafı var ise bu durumda yukarıdaki ücretleri taraf ve saat başına 90 ve 60 TL olarak uygulanacaktır.
Konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen hukuki uyuşmazlıkların arabuluculuk yolu ile çözüme kavuşturulmasının sağlanmasında arabulucuya ödenecek ücret: Üzerinde anlaşılan miktarın ilk 30.000 TL si için bir arabulucu görev yaparsa %6, birden fazla arabulucu görev yaparsa %9 ; sonra gelen 40.000 TL için %5-%7,5 ; sonra gelen 80.000 TL için %4-%6 ; sonra gelen 250.000 TL için %3-%4.5 ; sonra gelen 600.000 TL için % 2- %3 ; sonra gelen 750.000 TL için %1,5-%2,5 ; sonra gelen 1.250.000 TL için % 1, %1,5 ; 3.000.000 TL den yukarısı için % 0,5 - %1 dir.
Birinci kısımla ilgili ister bir ister birden fazla arabulucu ( eş arabulucu) katılsın , taraf başına ödenecek SAATLİK/ YARIM GÜNLÜK/ GÜNLÜK ücret ayarlamasının daha anlaşılır ve taraflara daha kolay anlatılabilir ve daha çabuk kabullenilebilir olduğunu düşünüyorum. Örneğin İşçi işveren uyuşmazlıklarında taraf sayısı kadar saat başı 100 TL , yarım günlük ( en fazla dört saat) 300 TL , tam günlük ( en fazla sekiz saat) 500 TL olarak ücret belirlenebilir. İkinci kısımla ilgili de birinci kısım ücretlerinin altında kalmamak kaydı ile 100.000 TL ye kadar %5 , sonra gelen 900.000 TL için %2 , 1.000.000 TL nin üstü için % 1 gibi net ve anlaşılır oranlar belirlenebilir. Bu şekilde arabulucunun taraflarla arabuluculuk ücretinin hesaplanmasına zaman harcamak yerine uyuşmazlığın çözümlenmesi için tarafların birbirini anlamalarına odaklanması çok daha önemlidir. ( 2017 Arabuluculuk Ücret Tarifesi belirlenirken bu hususlar dikkate alınabilir.)
ARABULUCULUK ÜCRETİ HANGİ DURUMDA YARGILAMA GİDERİ SAYILIR?
Hazineden karşılanan ve taraflarca ödenen arabuluculuk ücreti, yargılama giderlerinden sayılır. Geçerli bir mazeret göstermeksizin arabuluculuk görüşmelerine katılmayan taraf son tutanakta belirtilir ve davada lehine karar verilmiş olsa bile, yargılama giderinin tamamını ödemeye mahkûm edilir.
Burada geçerli bir mazeret muğlak bir ifadedir. Örneğin, “işim yoğun”, “biraz halsizim” vb. şifahi beyanlar mazeret sayılacak mıdır? Taraf arabuluculuk görüşmesine kabul etmesine ve toplantı gün ve saati belirlenmiş ve katılacağını beyan etmiş olmasına rağmen, hiçbir şekilde karşı tarafa ya da arabulucuya ( ya da arabuluculuk bürosuna) ulaşmamış ve toplantıya katılmamış ise se “ mazeret göstermeksizin” katılmamış olarak anlamak gerekir. Yoksa , “gönüllü” olan bir süreçle ilgili “yargı makamı” gibi yazılı mazeret/ doktor raporu vb. belge istemek , sistemin hedefi ile bağdaşmayacaktır.
ARABULUCULUKTA ADLİ YARDIM UYGULANABİLİR Mİ? NASIL?
Arabuluculuk ücretini karşılamak için adli yardıma ihtiyaç duyan taraf, arabuluculuk bürosunun bulunduğu yerdeki sulh hukuk hâkiminin kararıyla adli yardımdan yararlanabilir. Bu konuda Hukuk Muhakemeleri Kanununun 334 ila 340 ıncı maddeleri kıyasen uygulanır.
“Haklı oldukları yolunda kanaat uyandırmak” (m.334) ; kaydı ile “hükmün kesinleşmesine kadar” (m.335) ; talebine ve mali durumuna ilişkin belgeleri mahkemeye sunduğunda ( m.336), mahkeme duruşma yapmaksızın adli yardım talebi ile ilgili karar verir ( m.337). yanlış bilginin tespiti halinde yardım kararı kaldırılır. ( 338). Adli yardım dolayısıyla ertelenen tüm yargılama giderleri haksız çıkan kişiden tahsil olunur.
Oldukça yerinde bir düzenlemedir.
ADLİ YARDIMDAN YARARLANILMASI HALİNDE ARABULUCU’ NUN ÜCRETİ NASIL ÖDENİR ?
HMK.m.340 “ Adli yardımdan yararlanan kişi için mahkemenin talebi üzerine baro tarafından görevlendirilen avukatın ücreti yargılama gideri olarak hazineden ödenir” hükmünü kıyasen uyguladığımızda , Arabuluculuk Bürosu tarafından görevlendirilen arabulucunun ücretinin hazineden ödeneceği söylenebilir.
ARABULUCULUĞA BAŞVURU HALİNDE ZAMANAŞIMI VE HAKDÜŞÜRÜCÜ SÜRELER İŞLER Mİ?
Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından, son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez.
Buradaki sürenin, zorunlu arabuluculuk öngörülen süreden ( 3 hafta+ 1 hafta) daha uzun olamayacağını hatırlamak gerekir.
İŞ MAHKEMELERİ KANUNU’ NDA HÜKÜM BULUNMAYAN HALLERDE NE OLACAK?
Niteliğine uygun düştüğü ölçüde 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümleri uygulanır.
BAKANLIKÇA ÇIKARILACAK YÖNETMELİKTE HANGİ HUSUSLAR DÜZENLENECEK ?
Arabuluculuğa başvuru usulü, arabulucunun görevlendirilmesi ve arabuluculuk görüşmelerine ilişkin diğer hususlar Adalet Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
Başvurucunun ya da karşı tarafın / tarafların Arabuluculuk Bürosu na gelmek zorunda kalmaksızın başvuru/kabullerinin alınabileceği telefon/SMS/mail / ARAS … sistemlerinin / elektronik imzanın/mobil imzanın/ bu süreci nasıl hızlandırabileceği görülmeli ve arabuluculuğa başvuru usulü tarafların ve arabulucunun işini kolaylaştıran bir yol olmalıdır. Yani, usul siteme “devlet”i bir hantal ve bürokratik yapı olarak değil sadece “güvence” olarak katabilmelidir.

SOSYAL GÜVENLİK MEVZUATINDAN KAYNAKLANAN UYUŞMAZLIKLARDA SGK’ YA BAŞVURU ZORUNLU MU?
31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile diğer sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklarda, hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talepleri hariç olmak üzere, dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumuna müracaat edilmesi zorunludur. Diğer kanunlarda öngörülen süreler saklı kalmak kaydıyla yapılan müracaata altmış gün içinde Kurumca cevap verilmezse talep reddedilmiş sayılır. Kuruma karşı dava açılabilmesi için taleplerin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması şarttır. Kuruma başvuruda geçirilecek süre zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmaz. (2) Hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talebi ile işveren aleyhine açılan davalarda, dava Kuruma resen ihbar edilir. İhbar üzerine davaya davalı yanında ferî müdahil olarak katılan Kurum, yanında katıldığı taraf başvurmasa dâhi kanun yoluna başvurabilir. Kurum, yargılama sonucu verilecek kararı kesinleştikten sonra uygulamakla yükümlüdür.
TASARI DA İŞ MAHKEMELERİ’ NİN GÖREVİNE HANGİ UYUŞMAZLIKLAR GİRİYOR?
İş mahkemeleri; a) 1952 tarihli ve 5953 sayılı Basın İş Kanunu’ na 1967 tarihli ve 854 sayılı Deniz İş Kanununa, 2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa veya 2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hak iddialarına ilişkin hukuk uyuşmazlıklarına, b) Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklardan doğan davalara, c) 5953 sayılı Basın İş Kanunu ve 854 sayılı Deniz İş Kanunu ile 4857 sayılı İş Kanundan kaynaklanan idari para cezalarına ilişkin itirazlara, ç) Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara ilişkin dava ve işlere, bakar.
DAVALININ YERLEŞİM YERİ DIŞINDA İŞİN YAPILDIĞI YER MAHKEMESİNDE DE DAVA AÇILABİLİR Mİ?
İş mahkemelerinde açılacak davalarda yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. İş mahkemelerinde açılacak davalar, işin yapıldığı yer mahkemesinde de açılabilir. Diğer kanunlarda yer alan iş mahkemelerinin yetkilerine ilişkin hükümler saklıdır. Yetki itirazını taraflar her zaman ileri sürebilecekleri gibi mahkeme de yetkili olup olmadığını her zaman dikkate alır. (m.6)
Yerinde bir düzenlemedir.
İŞ MAHKEMELERİNDE UYGULANACAK YARGILAMA USULÜ NEDİR ?
İş mahkemelerinde basit yargılama usulü uygulanır. Davaların yığılması halinde, her bir talebe ilişkin vakıalar bakımından ispat yükü ve deliller ayrı ayrı değerlendirilir.
KANUN YOLUNA BAŞVURU TEFHİM YERİNE TEBLİĞDEN Mİ BAŞLAYACAK?
Hukuk Muhakemeleri Kanununun kanun yoluna ilişkin hükümleri, iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanır. Kanun yoluna başvuru süresi, ilamın taraflara tebliğinden itibaren işlemeye başlar. Davaların yığılması halinde kesinlik sınırı, her bir talep bakımından ayrı ayrı değerlendirilir. Kanun yoluna başvurulan kararlar, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtayca iki ay içinde karara bağlanır.
Maddenin Gerekçesinden: “Maddeyle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun kanun yoluna ilişkin hükümlerinin iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanması öngörülmektedir. Uygulamada, iş mahkemeleri tarafından verilen kararlar aleyhine kanun yoluna başvurulması durumunda sürenin tefhimden veya tebliğden başlaması konusunda tereddütler söz konusudur. Ayrıca 5521 sayılı Kanunun öngördüğü temyiz süresi, 6100 sayılı Kanunun diğer hukuk mahkemeleri için öngördüğü temyiz süresinden farklı ve daha kısadır. Düzenlemeyle, bir yandan temyiz süresi diğer hukuk mahkemeleriyle eşitlenmekte, diğer yandan sürenin tebliğden itibaren başlaması tercihi açık bir şekilde yapılarak, bu konudaki tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır.”
Kararın yazılması ve taraflara tebliği mahkemeden mahkemeye değişiklik arzetmekte ve süreç oldukça uzayabilmektedir. Bu nedenle ; kararın en geç hangi süre içerisinde ve tarafların ayrıca bir talebi olmaksızın tebliğ edileceğine ilişkin de bir hüküm eklenebilir.
İSTİNAF YOLUNA GİDİLEBİLECEK KARARLAR
Diğer kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla, aşağıda belirtilen dava ve işlerde sadece istinaf yoluna başvurulabilir: a) 4857 sayılı Kanunun 20 nci maddesi (Madde 20 - İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde dava açabilir. (...) (1) taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlık aynı sürede özel hakeme götürülür. (1) Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde sonuçlandırılır. Mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay bir ay içinde kesin olarak karar verir. ) uyarınca açılan fesih bildirimine itiraz davası. b) İşveren tarafından toplu iş sözleşmesi veya işyeri düzenlemeleri uyarınca işçiye verilen disiplin cezalarının iptali için açılan davalar. c) 18/10/2012 tarihli ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununun; aa) 5 inci maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi (İşkolu tespit talebi ve buna ilişkin açılan davalar, yetki işlemlerinde ve yetki tespit davalarında bekletici neden sayılmaz) kapsamında açılan davalar. bb) 15 inci maddesinin ikinci fıkrası (Bakanlık veya kuruluş ya da şubesinin üye ve delegeleri; kanun ve tüzük hükümlerine aykırı olarak genel kurul ve seçim yapılması veya seçim sonuçlarını etkileyecek ölçüde bir usulsüzlük ya da kanuna aykırı uygulama iddiasıyla, bu işlemlerin veya genel kurulun iptali için genel kurul tarihinden itibaren bir ay içerisinde dava açabilir. Dava basit yargılama usulüne göre iki ay içerisinde sonuçlandırılır. Kararın temyizi hâlinde Yargıtayca on beş gün içinde kesin olarak karara bağlanır ) kapsamında açılan davalar. cc) 24 üncü maddesinin birinci ( İşveren, işyeri sendika temsilcilerinin iş sözleşmelerini haklı bir neden olmadıkça ve nedenini yazılı olarak açık ve kesin şekilde belirtmedikçe feshedemez. Fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde, temsilci veya üyesi bulunduğu sendika dava açabilir.) ve beşinci fıkraları (Bu madde hükümleri işyerinde çalışmaya devam eden yöneticiler hakkında da uygulanır.) kapsamında açılan davalar. çç) 34 üncü maddesinin dördüncü fıkrası (İşletme toplu iş sözleşmesi yapılacak işyerlerinin aranılan niteliğe sahip olup olmadıklarına ilişkin uyuşmazlıklar, işletme merkezinin bulunduğu yerdeki mahkemede on beş gün içinde karara bağlanır. Kararın temyizi hâlinde Yargıtay on beş gün içinde kesin olarak karar verir)kapsamında açılan davalar. dd) 41 inci maddesinin altıncı fıkrası (Yayımından itibaren on beş gün içinde itiraz edilmeyen istatistik kesinleşir. İstatistiğin gerçeğe uymadığı gerekçesiyle bu süre içinde Ankara İş Mahkemesine başvurulabilir. Mahkeme bu itirazı on beş gün içinde sonuçlandırır. Mahkemece verilen karar, ilgililerce veya Bakanlıkça temyiz edilebilir. Yargıtay temyiz talebini on beş gün içinde kesin olarak karara bağlar. ) kapsamında açılan davalar. ee) 43 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi (Bunların dışındaki itirazlar için mahkeme, duruşma yaparak karar verir ve karar temyiz edildiği takdirde Yargıtay tarafından on beş gün içinde kesin olarak karara bağlanır) ile dördüncü fıkrası (42 nci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca kendisine yetki şartlarına sahip olmadığı bildirilen işçi sendikası, altı iş günü içinde yetkili olup olmadığının tespiti için dava açabilir. Mahkeme açılan davayı o işkolunda çalışan işçilerin en az yüzde birini üye kaydeden işçi sendikaları ile işveren sendikası veya sendika üyesi olmayan işverene de bildirir. Mahkeme davayı iki ay içinde sonuçlandırır. - 10/9/2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanunun 20 nci maddesiyle, bu maddenin ikinci fıkrasında yer alan “yüzde üçünden” ibaresi “yüzde birinden”, dördüncü fıkrasında yer alan “yüzde üçünü” ibaresi “yüzde birini” olarak değiştirilmiştir ) kapsamında açılan davalar. ff) 53 üncü maddesinin birinci fıkrası (Uygulanmakta olan bir toplu iş sözleşmesinin yorumundan doğan uyuşmazlıklarda sözleşmenin taraflarınca dava açılabilir. Mahkeme en geç iki ay içinde karar verir. Kararın temyiz edilmesi hâlinde Yargıtay uyuşmazlığı iki ay içinde kesin olarak karara bağlar.) kapsamında açılan davalar. gg) 71 inci maddesinin birinci fıkrası (Taraflardan her biri, karar verilen veya uygulanmakta olan bir grev veya lokavtın kanun dışı olup olmadığının tespitini mahkemeden her zaman talep edebilir. Mahkeme bir ay içinde karar verir. Kararın temyizi hâlinde, Yargıtay bir ay içinde kesin olarak karara bağlar. Verilecek karar, tarafları, işçi ve işveren sendikasının üyelerini bağlar ve ceza davaları için kesin delil teşkil eder. ) kapsamında açılan davalar.
HÜKÜM BULUNMAYAN HALLERDE HANGİ KANUNA BAKILIR?
Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde Hukuk Muhakemeleri Kanunu uygulanır. (m.10)
30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır. (m.11)
Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 5521 sayılı Kanuna yapılan atıflar, bu Kanuna yapılmış sayılır. (m.12)
DOĞRUDAN İŞE İADE DAVASI AÇILABİLECEK MİDİR?
“İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı iddiası ile bildirimden itibaren, bir ay içinde işe iade talebiyle, İş Mahkemeleri Kanunu hükümleri uyarınca arabulucuya başvurmak zorundadır. Arabulucu huzurunda anlaşılamaması halinde, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren, iki hafta içinde iş mahkemesine dava açılabilir.
“Arabulucu huzurunda anlaşılamaması halinde” ifadesi görüşmelerin başlamasına rağmen olumlu sonuçlanmaması durumunu içerdiği gibi taraflardan birinin arabulucu huzurunda – bilgilendirmeden sonra- arabuluculuk sürecine devam etmek istememesi ihtimalini de içerdiği belirtmek gerekir.
TARAFLAR MAHKEME YERİNE ÖZEL HAKEME DE GİDEBİLİRLER Mİ?
Taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlık aynı sürede iş mahkemesi yerine özel hakeme de götürülebilir.
ARABULUCUYA BAŞVURMAKSIZIN DOĞRUDAN DAVA AÇILSA BİLE YİNE ARABULUCUYA GİDİLEBİLİR Mİ?
Arabulucuya başvurmaksızın doğrudan dava açılması sebebiyle davanın 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 115 inci maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi uyarınca usulden reddi halinde, kesinleşen kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde arabulucuya başvurulabilir.”
İŞ MAHKEMESİ DAVAYI NE KADAR SÜRE İÇERİSİNDE SONUÇLANDIRIR ? İSTİNAF YOLUNDA KARAR HANGİ SÜRE İÇERİSİNDE VE NE ŞEKİLDE VERİLİR?
“Dava iki ay içinde sonuçlandırılır. Mahkemece verilen karar hakkında istinaf yoluna başvurulması halinde, bölge adliye mahkemesi bir ay içinde kesin olarak karar verir.”
4857 SAYILI KANUNUN YAPILAN DİĞER DEĞİŞİKLİKLER NELERDİR?
4857 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş; dördüncü fıkrada yer alan “bildirim süresi verilmemiş veya bildirim süresine ait ücret peşin ödenmemişse, bu sürelere ait ücret tutarı ayrıca ödenir.” ibaresi “ödenecek feshe bağlı alacak ve tazminatlar, birinci fıkra uyarınca geçersiz sayılan fesih tarihi esas alınarak belirlenir.” şeklinde değiştirilmiş; beşinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkra buna göre teselsül ettirilmiş; mevcut altıncı fıkranın başına “Arabulucu huzurunda anlaşmaya varılması hali saklı kalmak kaydıyla” ibaresi eklenmiştir. “İşverence geçerli sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı mahkemece veya özel hakem tarafından tespit edilirse feshin geçersizliğine ve işe iadeye karar verilir. Bu durumda işveren, işçiyi başvurusu üzerine bir ay içinde işe başlatmaz ise, işçiye en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat ödemekle yükümlüdür. Mahkeme veya özel hakem, işçinin çalıştırılmadığı süre için en çok dört aylık ücreti tutarında bir tazminata hükmeder. Birinci ve ikinci fıkradaki tazminatlar parasal olarak belirlenir.” “Tarafların arabulucu huzurunda işçinin işe başlatılması konusunda anlaşmaları halinde, işe başlatma tarihi ile işe başlatmamanın sonuçları da belirlenir. İşe başlatma tarihi belirlenmemiş ise anlaşma tarihinden itibaren bir ay içinde başvuru şartı aranmaksızın işveren işçiyi işe başlatır. İşe başlatmamanın sonuçları belirlenmemiş ve işçi işe başlatılmamış ise birinci ve ikinci fıkrada belirtilen tazminatların ödenmesi mahkemeden talep edilebilir. Bu durumda birinci fıkrada düzenlenen tazminat, işçinin altı aylık ücreti tutarından az olamaz. İşçinin kararlaştırılan tarihte işe başlamaması halinde ise fesih geçerli hale gelir.”
YILLIK İZİN ÜCRETİ VE TAZMİNATLAR İÇİN ZAMAN AŞIMI SÜRESİ NE KADARDIR?
Yıllık izin ücreti ile aşağıda belirtilen tazminatların zamanaşımı süresi iki yıldır: a) 1475 sayılı İş Kanunundan kaynaklanan kıdem tazminatı. b) İş sözleşmesinin bildirim şartına uyulmaksızın feshinden kaynaklanan tazminat. c) Kötüniyet tazminatı. d) 5 inci maddede düzenlenen eşit davranma ilkesine aykırı davranılmasından kaynaklanan tazminat.
10 Yıldan 2 yıla indirilmesi oldukça yerinde bir düzenlemedir. Dava açacak işçinin 10 yıl beklemesinin haklı ve iyi niyetle açılanabilir bir tarafı olamaz.
YILLIK İZİN ÜCRETİ VE TAZMİNATLAR İÇİN ZAMANAŞIMI SÜRESİ NE ZAMAN İŞLEMEYE BAŞLAR? NE ZAMAN KESİLİR?
Zamanaşımı süresi, iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren işlemeye başlar. İşe iade talebiyle arabulucuya ve mahkemeye başvurulması halinde zamanaşımı süresi kesilir.”
Bu hüküm hükmü, anılan maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra gerçekleşen fesihlerden kaynaklanan ücret ve tazminatlar hakkında uygulanır.” ( Geçici madde:3)
TASARI HUAK’ A GETİRDİĞİ DEĞİŞİKLİKLER-YENİLİKLER NELERDİR?
7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “gerçekleştiren,” ibaresinden sonra gelmek üzere “tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması halinde çözüm önerisi getiren,” ibaresi ve (d) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş ve diğer bentler buna göre teselsül ettirilmiştir. “e) İdare: 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I), (II), (III) ve (IV) sayılı cetvellerde belirtilen kamu, kurum ve kuruluşlarını, belediye, il özel idaresi ile bunlara bağlı veya bunların kurdukları veya üye oldukları birlik ve idareleri,” (m.17)
“Tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması halinde” ifadesini şu şekilde anlamak gerekir. Arabulucu, uyuşmazlıklarına çözümü yine tarafların kendilerinin bulması için tüm bilgi ve tecrübesini kullanmalıdır. Sürecin uzlaşmaya yönelmesi için gerekli olan müdahaleleri, özel/genel görüşme/dinlenme ayarlamalarını yapmalı ve aynı zamanda taraflara çözüm alternatiflerini sunabilmeli ; ama hiçbir şekilde çözüm empoze etmemeli belli bir çözüme zorlamamalıdır. Arabulucu, çözüm önerebilmek için tarafların anlaşamamalarını – yani sürecin kopma aşamasına gelmesini- beklememelidir. Kendisi en doğru zamanda ve en doğru biçimde çözüm önerisini taraflara – tarafsızlığına , taraflara karşı eşitliğe halel gelmeyecek biçimde- önermelidir ; her şey istendiği gibi- yani anlaşmaya doğru gidiyorsa , kendi önereceği çözüm tarafların anlaşma alternatifleri arasında yoksa bile, öneride bulunmamayı tercih etmelidir.
GİZLİLİK KURALINA SADECE TARAFLAR MI UYACAK?
6325 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “taraflar da” ibaresi “taraflar ve görüşmelere katılan diğer kişiler de” şeklinde değiştirilmiştir. Buna göre “aksi kararlaştırılmadıkça” görüşmelere katılan herkes gizlilik kuralına uyacaktır. ( m.18)
Gizlilik kararı açıkça kaldırılmış ise ve tarafların açık ve yazılı kabulü var ise fotoğraf ve video kaydı da alınabilmeli ve eğitim amaçlı olarak arabuluculuk eğitimlerinde, arabuluculuk seminerlerinde, arabuluculuk bilgilendirme toplantılarında kullanılabilmelidir. Gizlilik kuralı alınmış ise, bu kural arabulucu tarafından görüşmeye katılan herkese bildirilmeli hatta görüşmenin başında imzaları alınmalıdır.
ARABULUCULAR UZMANLIK ALANINI DA BELİRTEBİLECEKLER MİDİR?
6325 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “arabulucular,” ibaresinden sonra gelmek üzere “uzmanlık alanı dâhil” ibaresi ile maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “(3) Daire Başkanlığı, arabulucuların uzmanlık alanlarını ve uzmanlığa ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.” ( m.19) Buna göre 6325 Sayılı HUAK madde 6 nın 1. Fıkrası : “ Sicile kayıtlı olan arabulucular, uzmanlık alanı dahil arabulucu ünvanını ve bu ünvanın sağladığı yetkileri kullanma hakkına sahiptir.” 2. Fıkra: “Arabulucu, arabuluculuk faaliyeti sırasında bu ünvanını belirtmek zorundadır”.
İlk yıllarda beyan usulüne göre, sonraki yıllarda arabuluculuk tutanak içeriğine göre uzmanlık alanı belirlenebilir.
TARAFLARIN GÖRÜŞMELERE AVUKATLARI ARACILIĞIYLA DA KATILABİLİRLER Mİ?
6325 sayılı Kanunun 8 inci maddesinde yer alan “vekilleri” ibaresi “avukatları” şeklinde değiştirilmiştir. Buna göre m.8 : “ Arabulucu, tarafların herbiri ile ayrı ayrı veya birlikte görüşebilir ve iletişim kurabilir. Taraflar bu görüşmelere avukatları aracılığıyla da katılabilirler.
Bu düzeltme ile “vekilleri” ibaresinden sadece avukatların anlaşılması gerektiğine ilişkin görüş netleşmiş oldu.Arabuluculuk sürecinde avukatların rolü daha bir netlik kazandı.
UZMAN KİŞİLER DE GÖRÜŞMELER DE HAZIR BULUNDURULABİLECEK Mİ?
6325 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin altıncı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye bazı fıkralar eklenmiştir. Arabuluculuk müzakerelerine taraflar bizzat, kanuni temsilcileri veya avukatları aracılığıyla katılabilirler. Uyuşmazlığın çözümüne katkı sağlayabilecek uzman kişiler de müzakerelerde hazır bulundurulabilir.
Oldukça önemli ama tehlikeli bir düzenlemedir. Bu şekilde konusunda uzman kişilerin arabulucunun yönetiminde “uyuşmazlık sürecine katkı sağlamak” amacıyla müzakerelere katılmasının yararlı olabileceğini düşünüyorum. Örneğin, bir psikolog, bir mühendis, bir mali müşavir…arabulucunun yönetim ve kontrolünde sürece katılabilir. Ancak, buradaki bir tehlikeye de dikkat çekmek te fayda görüyorum. Özellikle hukukçu olmadığı için arabulucu da olamayan , arabuluculuk eğitimi almış olmasına rağmen hukukçu olmadığı için sicile kayıt yaptıramayan ve arabulucu sayılmayan kişilerin yanlarına sicile kayıtlı arabulucuyu alarak, onları bir “tasdik memuru” gibi kullanmaları tehlikesi bulunmaktadır. Bu nedenle ; bu tür yanlış uygulamalara tevessül eden kişi ve kurumlar hakkında idari, cezai ve hukuki yaptırımlar da düşünülmelidir. Ayrıca, “uzman kişiler”in kim olabileceği ve denetimi açık bir şekilde düzenlenebilir.
İDARE DE ARABULUCULUK GÖRÜŞMELERİNDE TARAF OLABİLECEK Mİ?
Arabuluculuk müzakerelerinde idareyi, üst yönetici tarafından belirlenen iki üye ile hukuk birimi amiri veya onun belirleyeceği bir hukuk müşavirinden oluşan komisyon temsil eder. Komisyon üyeleri arabuluculuk müzakereleri sırasında aldıkları kararlar ve yaptıkları işlemler nedeniyle, görevinin gereklerine açıkça aykırı davrandıklarının mahkeme kararıyla tespit edilmesi dışında, mali ve idari yönden sorumlu tutulamazlar. Komisyon, arabuluculuk müzakereleri sonunda gerekçeli bir rapor düzenler ve beş yıl boyunca saklar.
Yerinde bir düzenlemedir.
ARABULUCU TARAFLARA ÇÖZÜM ÖNEREBİLECEK Mİ ?
Tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması halinde arabulucu bir çözüm önerisinde bulunur.
Buradan da anlaşılacağı üzere aslolan tarafların kendilerinin çözüm üretmeleridir; ancak tarafların çözüm üretememesi dolayısıyla arabuluculuk görüşmelerinin tıkanması durumunda arabulucu bu tıkanıklığı gidermek tarafların anlaşma yönünde ilerlemesini sağlamak amacıyla çözüm önerisinde bulunabilir. Yine de çözüm empoze edilmemelidir.
UYUŞMAZLIĞIN ARABULUCULUĞA ELVERİŞLİ OLMADIĞININ ANLAŞILMASI HALİNDE ARABULUCULUK SONA ERER Mİ?
HUAK m.17/1 de a) Tarafların anlaşması, b) Taraflara danışıldıktan sonra arabuluculuk için daha afzla çaba sarf edilmesinin gereksiz olduğunun arabulucu tarafından tespit edilmesi, c) Taraflardan birinin karşı tarafa veya arabulucuya, arabuluculuk faaliyetinden çekildiğinin bildirilmesi, ç) Tarafların anlaşarak arabuluculuk faaliyetini sona erdirmesi, d) Uyuşmazlığın arabuluculuğa elverişli olmadığının (*)tespit edilmesi.
(*) MADDE 22- 6325 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “veya 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince uzlaşma kapsamına girmeyen bir suçla ilgili olduğunun” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
“Uyuşmazlığın arabuluculuğa elverişli olmadığının tespit edilmesi” ibaresi yeterli olup ayrıca uzlaşma ile ilgili bir cümlenin olması gereksiz idi, kısaca bu ibarenin maddeden çıkarılması isabetli olmuştur.
ARABULUCULUK GÖRÜŞMESİ ANLAŞMA İLE SONA ERMİŞ İSE DAVA AÇILAMAYACAK MIDIR?
6325 sayılı Kanunun 18 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “(4) Arabulucu huzurunda anlaşılması halinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz.” (m.23)
Burada “arabulucu huzurunda” derken tarafların serbest iradeleri ile üzerinde anlaştıkları hususlarla ilgili sonradan dava açamayacaklarını anlamalıyız. Taraflar biz sözleşmenin içeriğini kanunda belirlenen sınırlar içerisinde özgürce belirleyebilirler. ( 6098 Sayılı 11.01.2011 tarihli Türk Borçlar Kanunu m. 26.) Ancak, kesin hükümsüzlük-kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız olan sözleşmeler- (m.27) ;aşırı yararlanma ( m.28) ve irade bozukluklarında ( Yanılma m.30 vd.; korkutma m.37) “özgürce” belirlemekten bahsedilemeyeceği için ilgili tarafın anlaşmanın kısmen veya tamamen iptalini talep etme hakkı doğacaktır.
BİR ARABULUCU EN FAZLA KAÇ KOMİSYON LİSTESİNE KAYDOLABİLİR ?
Daire Başkanlığı, sicile kayıtlı arabulucuları, görev yapmak istedikleri adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonlarına göre listeler ve listeleri ilgili komisyon başkanlıklarına gönderir. Bir arabulucu, en fazla üç komisyon listesine kaydolabilir.” (6325 sayılı Kanunun 20 nci maddesine eklenen fıkra)

ARABULUCULUK BÜROSU KURULAMAYAN YERLERDE ARABULUCULUKLA İGİLİ İŞLEMLER NASIL YAPILACAK?
Arabuluculuğa başvuranları bilgilendirmek, arabulucuları görevlendirmek ve kanunla verilen diğer görevleri yerine getirmek üzere Bakanlık tarafından uygun görülen adliyelerde arabuluculuk büroları kurulur. Adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu tarafından, münhasıran bu bürolarda çalışmak üzere bir yazı işleri müdürü ile yeteri kadar personel görevlendirilir. Arabuluculuk büroları, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenen sulh hukuk hâkiminin gözetim ve denetimi altında görev yapar. Arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde bu büroların görevi, adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu tarafından görevlendirilen sulh hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüğü tarafından, ilgili hâkimin gözetim ve denetimi altında yerine getirilir.” ( 6325 sayılı Kanunun 28 inci maddesine eklenen fıkra)
TASARI İLE 6356 SAYILI SENDİKALAR VE TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ KANUNU’ NDA ÖNGÖRÜLEN DEĞİŞİKLİKLER NELERDİR?
“Karar hakkında istinaf yoluna başvurulması hâlinde bölge adliye mahkemesi uyuşmazlığı iki ay içinde kesin olarak karara bağlar.” ( MADDE 26- 18/10/2012 tarihli ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi bu şekilde değiştirilmiştir.)
Maddenin değişmeden önceki hali :
İşkolunun tespiti
MADDE 5 – (1) Bir işyerinin girdiği işkolunun tespiti Bakanlıkça yapılır. Bakanlık, tespit ile ilgili kararını Resmî Gazete’de yayımlar. Bu tespite karşı ilgililer, kararın yayımından itibaren on beş gün içinde dava açabilir. Mahkeme iki ay içinde kararını verir. Kararın temyiz edilmesi hâlinde Yargıtay uyuşmazlığı iki ay içinde kesin olarak karara bağlar.
(2) Yeni bir toplu iş sözleşmesi için yetki süreci başlamış ise işkolu değişikliği tespiti bir sonraki dönem için geçerli olur. İşkolu tespit talebi ve buna ilişkin açılan davalar, yetki işlemlerinde ve yetki tespit davalarında bekletici neden sayılmaz.
(3) İşkolu değişikliği yürürlükteki toplu iş sözleşmesini etkilemez.

“Karar hakkında istinaf yoluna başvurulması hâlinde bölge adliye mahkemesince on beş gün içinde kesin olarak karar verilir.” (MADDE 27- 6356 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi yukarıdaki şekilde değiştirilmiştir.)
Maddenin değişiklik öncesi hali :
Seçimlere itiraz
MADDE 15 – (1) Genel kurulda yapılan organ ve delege seçimlerinin devamı sırasında yapılan işlemlere ilişkin olarak seçim sonuç tutanaklarının düzenlenmesinden itibaren iki gün içinde yapılacak itirazlar hâkim tarafından aynı gün incelenir ve kesin olarak karara bağlanır. İtiraz süresinin geçmesi ve itirazların karara bağlanmasından hemen sonra hâkim, 14 üncü madde hükümlerine göre kesin sonuçları ilan eder ve ilgili kuruluş veya şubesine bildirir.
(2) Bakanlık veya kuruluş ya da şubesinin üye ve delegeleri; kanun ve tüzük hükümlerine aykırı olarak genel kurul ve seçim yapılması veya seçim sonuçlarını etkileyecek ölçüde bir usulsüzlük ya da kanuna aykırı uygulama iddiasıyla, bu işlemlerin veya genel kurulun iptali için genel kurul tarihinden itibaren bir ay içerisinde dava açabilir. Dava basit yargılama usulüne göre iki ay içerisinde sonuçlandırılır. Kararın temyizi hâlinde Yargıtayca on beş gün içinde kesin olarak karara bağlanır.
(3) Genel kurulun veya genel kurulda yapılan organ seçiminin iptaline karar verildiği takdirde mahkeme; genel kurulu kanun ve tüzük hükümlerine göre en kısa zamanda toplamak, seçimleri yapmak ve yeni yönetim kurulu seçilinceye kadar kuruluşu yönetmekle görevli olmak üzere, 4721 sayılı Kanun hükümleri gereğince bir veya üç kayyım tayin eder ve görev sürelerini belirler.

“Mahkemece verilen karar hakkında istinaf yoluna başvurulması halinde bölge adliye mahkemesi kesin olarak karar verir.” (MADDE 28- 6356 sayılı Kanunun 24 üncü maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.)
İşyeri sendika temsilciliğinin güvencesi
MADDE 24 – (1) İşveren, işyeri sendika temsilcilerinin iş sözleşmelerini haklı bir neden olmadıkça ve nedenini yazılı olarak açık ve kesin şekilde belirtmedikçe feshedemez. Fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde, temsilci veya üyesi bulunduğu sendika dava açabilir.
(2) Dava basit yargılama usulüne göre sonuçlandırılır. Mahkemece verilen kararın temyizi hâlinde Yargıtay kesin olarak karar verir.
(3) Temsilcinin işe iadesine karar verilirse fesih geçersiz sayılarak temsilcilik süresini aşmamak kaydıyla fesih tarihi ile kararın kesinleşme tarihi arasındaki ücret ve diğer hakları ödenir. Kararın kesinleşmesinden itibaren altı iş günü içinde temsilcinin işe başvurması şartıyla, altı iş günü içinde işe başlatılmaması hâlinde, iş ilişkisinin devam ettiği kabul edilerek ücreti ve diğer hakları temsilcilik süresince ödenmeye devam edilir. Bu hüküm yeniden temsilciliğe atanma hâlinde de uygulanır.
(4) İşveren, yazılı rızası olmadıkça işyeri sendika temsilcisinin işyerini değiştiremez veya işinde esaslı tarzda değişiklik yapamaz. Aksi hâlde değişiklik geçersiz sayılır.
(5) Bu madde hükümleri işyerinde çalışmaya devam eden yöneticiler hakkında da uygulanır.

. “Karar hakkında istinaf yoluna başvurulması halinde bölge adliye mahkemesi on beş gün içinde kesin olarak karar verir.” ( MADDE 29- 6356 sayılı Kanunun 34 üncü maddesinin dördüncü fıkrasının son cümlesi bu şekilde değiştirilmiştir.)
Toplu iş sözleşmesinin kapsamı ve düzeyi
MADDE 34 – (1) Bir toplu iş sözleşmesi aynı işkolunda bir veya birden çok işyerini kapsayabilir.
(2) Bir gerçek ve tüzel kişiye veya bir kamu kurum ve kuruluşuna ait aynı işkolunda birden çok işyerinin bulunduğu işyerlerinde, toplu iş sözleşmesi ancak işletme düzeyinde yapılabilir.
(3) Grup toplu iş sözleşmesi, tarafların anlaşması üzerine bir işçi sendikası ile bir işveren sendikası arasında, birden çok üye işverene ait aynı işkolunda kurulu işyerleri ve işletmeleri kapsamak üzere yapılır.
(4) İşletme toplu iş sözleşmesi yapılacak işyerlerinin aranılan niteliğe sahip olup olmadıklarına ilişkin uyuşmazlıklar, işletme merkezinin bulunduğu yerdeki mahkemede on beş gün içinde karara bağlanır. Kararın temyizi hâlinde Yargıtay on beş gün içinde kesin olarak karar verir.

“Mahkemece verilen karar hakkında, ilgililerce veya Bakanlıkça istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi istinaf talebini on beş gün içinde kesin olarak karara bağlar.” (MADDE 30- 6356 sayılı Kanunun 41 inci maddesinin altıncı fıkrasının dördüncü ve beşinci cümleleri bu şekilde değiştirilmiştir.)
Yetki
MADDE 41 – (1) Kurulu bulunduğu işkolunda çalışan işçilerin en az yüzde üçünün üyesi bulunması şartıyla işçi sendikası, toplu iş sözleşmesinin kapsamına girecek işyerinde başvuru tarihinde çalışan işçilerin yarıdan fazlasının, işletmede ise yüzde kırkının kendi üyesi bulunması hâlinde bu işyeri veya işletme için toplu iş sözleşmesi yapmaya yetkilidir.
(2) İşletme toplu iş sözleşmeleri için işyerleri bir bütün olarak dikkate alınır ve yüzde kırk çoğunluk buna göre hesaplanır.
(3) İşletmede birden çok sendikanın yüzde kırk veya fazla üyesinin olması durumunda başvuru tarihinde en çok üyeye sahip sendika toplu iş sözleşmesi yapmaya yetkilidir.
(4) Bir işveren sendikası, üyesi işverenlere ait işyeri veya işyerleri, sendika üyesi olmayan bir işveren ise kendi işyeri veya işyerleri için toplu iş sözleşmesi yapmaya yetkilidir.
(5) Bir işkolunda çalışan işçilerin yüzde üçünün tespitinde Bakanlıkça her yıl ocak ve temmuz aylarında yayımlanan istatistikler esas alınır. Bu istatistiklerde her bir işkolundaki toplam işçi sayısı ile işkollarındaki sendikaların üye sayıları yer alır. Yayımlanan istatistik, toplu iş sözleşmesi ve diğer işlemler için yeni istatistik yayımlanıncaya kadar geçerlidir. Yetki belgesi almak üzere başvuran veya yetki belgesi alan işçi sendikasının yetkisini daha sonra yayımlanacak istatistikler etkilemez.
(6) Yayımından itibaren on beş gün içinde itiraz edilmeyen istatistik kesinleşir. İstatistiğin gerçeğe uymadığı gerekçesiyle bu süre içinde Ankara İş Mahkemesine başvurulabilir. Mahkeme bu itirazı on beş gün içinde sonuçlandırır. Mahkemece verilen karar, ilgililerce veya Bakanlıkça temyiz edilebilir. Yargıtay temyiz talebini on beş gün içinde kesin olarak karara bağlar.
(7) Bakanlık, yetkili sendikanın belirlenmesinde ve istatistiklerin düzenlenmesinde kendisine gönderilen üyelik ve üyelikten çekilme bildirimleri ile Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılan işçi bildirimlerini esas alır.

“Bunların dışındaki itirazlar için mahkeme, duruşma yaparak karar verir ve karar hakkında istinaf yoluna başvurulduğu takdirde bölge adliye mahkemesi tarafından on beş gün içinde kesin olarak karara bağlanır.” (MADDE 31- 6356 sayılı Kanunun 43 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi bu şekilde değiştirilmiştir.)
Yetki itirazı
MADDE 43 – (1) Kendilerine 42 nci madde uyarınca gönderilen tespit yazısını alan işçi veya işveren sendikaları veya sendika üyesi olmayan işveren; taraflardan birinin veya her ikisinin yetki şartlarına sahip olmadığı veya kendisinin bu şartları taşıdığı yolundaki itirazını, nedenlerini de göstererek yazının kendilerine tebliğ edildiği tarihten itibaren altı iş günü içinde mahkemeye yapabilir.
(2) İtiraz dilekçesi görevli makama kayıt ettirildikten sonra mahkemeye verilir. Kurulu bulunduğu işkolunda çalışan işçilerin yüzde üçünden daha az üyesi bulunan işçi sendikası, yetki itirazında bulunamaz.
(3) İtiraz dilekçesinde veya ekinde somut delillerin yer almaması hâlinde itiraz incelenmeksizin reddedilir. İşçi ve üye sayılarının tespitinde maddi hata ve süreye ilişkin itirazları mahkeme altı iş günü içinde duruşma yapmaksızın kesin olarak karara bağlar. Bunların dışındaki itirazlar için mahkeme, duruşma yaparak karar verir ve karar temyiz edildiği takdirde Yargıtay tarafından on beş gün içinde kesin olarak karara bağlanır.
(4) 42 nci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca kendisine yetki şartlarına sahip olmadığı bildirilen işçi sendikası, altı iş günü içinde yetkili olup olmadığının tespiti için dava açabilir. Mahkeme açılan davayı o işkolunda çalışan işçilerin en az yüzde üçünü üye kaydeden işçi sendikaları ile işveren sendikası veya sendika üyesi olmayan işverene de bildirir. Mahkeme davayı iki ay içinde sonuçlandırır.
(5) İtiraz, karar kesinleşinceye kadar yetki işlemlerini durdurur.

“Karar hakkında istinaf yoluna başvurulması hâlinde bölge adliye mahkemesi uyuşmazlığı iki ay içinde kesin olarak karara bağlar.” ( MADDE 32- 6356 sayılı Kanunun 53 üncü maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi bu şekilde değiştirilmiştir.)
Yorum davası ve eda davasında faiz
MADDE 53 – (1) Uygulanmakta olan bir toplu iş sözleşmesinin yorumundan doğan uyuşmazlıklarda sözleşmenin taraflarınca dava açılabilir. Mahkeme en geç iki ay içinde karar verir. Kararın temyiz edilmesi hâlinde Yargıtay uyuşmazlığı iki ay içinde kesin olarak karara bağlar.
(2) Toplu iş sözleşmesine dayanan eda davalarında, temerrüt tarihinden itibaren işletme kredilerine uygulanan en yüksek faiz oranı uygulanır.
“Karar hakkında istinaf yoluna başvurulması hâlinde bölge adliye mahkemesi bir ay içinde kesin olarak karar verir.” (MADDE 33- 6356 sayılı Kanunun 71 inci maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesi bu şekilde değiştirilmiştir. )
Tespit davası
MADDE 71 – (1) Taraflardan her biri, karar verilen veya uygulanmakta olan bir grev veya lokavtın kanun dışı olup olmadığının tespitini mahkemeden her zaman talep edebilir. Mahkeme bir ay içinde karar verir. Kararın temyizi hâlinde, Yargıtay bir ay içinde kesin olarak karara bağlar. Verilecek karar, tarafları, işçi ve işveren sendikasının üyelerini bağlar ve ceza davaları için kesin delil teşkil eder.
(2) Hâkim tedbir olarak dava konusu grev veya lokavtın durdurulmasına karar verebilir.
TASARININ YASALAŞMASI YÜRÜRLÜKTEKİ DAVALARI ETKİLER Mİ?
5521 sayılı Kanun gereğince kurulan iş mahkemeleri, bu Kanun uyarınca kurulmuş iş mahkemeleri olarak kabul edilir. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olan davalar, açıldıkları mahkemelerde görülmeye devam olunur. Bu Kanunun zorunlu arabuluculuğa ilişkin hükümleri, bu hükümlerin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle ilk derece mahkemeleri ve bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtayda görülmekte olan davalar hakkında uygulanmaz. Başka mahkemelerin görev alanına girerken bu Kanunla iş mahkemelerinin görev alanına dâhil edilen dava ve işler, iş mahkemelerine devredilmez; kesinleşinceye kadar ilgili mahkemeler tarafından görülmeye devam olunur. ( Geçici Madde-1)
Geçici Madde Gerekçesi:
“Kural olarak usul hükümleri derhal yürürlüğe girmektedir. Ancak bu Kanunla getirilen zorunlu arabuluculuğa ilişkin hükümlerin derhal yürürlüğe girmesi durumunda yargı mercilerinin, görülmekte olan dosyaları arabuluculuğa başvuru zorunluluğu yönünden ele almaları gerekecek olup, bu durumun getireceği sakıncalar dikkate alınarak geçici 1 inci maddenin ikinci fıkrası sevk edilmektedir. Böylece Kanunun zorunlu arabuluculuğa ilişkin hükümlerinin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olan davalar bakımından, zorunlu arabuluculuk aşamasının tamamlanması için ilk derece mahkemeleri ve bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtay tarafından usulden ret kararı verilemeyecektir. Diğer mahkemelerin görev alanına girerken bu Kanunla iş mahkemelerinin görev alanına dâhil edilen dava ve işler, geçici 1 inci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca iş mahkemelerine devredilemeyecek; kesinleşinceye kadar ilgili mahkemeler tarafından görülmeye devam olunacaktır. Örneğin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun genel hizmet sözleşmelerine ilişkin hükümlerine istinaden asliye hukuk mahkemelerinde açılan davalar, bu fıkra uyarınca ilgili mahkemelerce görülecektir. “

KANUN NE ZAMAN YÜRÜRLÜĞE GİRECEK?
Bu Kanunun; a) 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15 ve 16 ncı maddeleri ile geçici 1 inci maddesi 1/1/2017 tarihinde, b) Diğer hükümleri yayımı tarihinde, yürürlüğe girer. (Yürürlük MADDE 34 )Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. ( Yürütme MADDE 35 )

07.04.2016
Av.İhsan BERKHAN / Arabulucu
NOT: Mavi ile yazılı kısımlar tasarının ilgili düzenlemesine karşı görüşlerimdir.

  • Paylaş:

0 Yorum

Henüz onaylanmış yorum yok! Yazıya ilk yorumu siz yazarak düşüncelerinizi diğer kullanıcılarla paylaşabilirsiniz.

Yorum Yaz